Üroloji polikliniğinde sıkça duyduğumuz bir cümle vardır:
"Hocam şikayetim aslında bir süredir vardı ama…"
Bu "ama", bazen ayları, bazen yılları kapsar. Hastaların doktora geç başvurmasının nedeni çoğu zaman sadece bilgi ve bilinç eksikliği değildir. Asıl neden; korku, alışkanlıklar ve toplum kaynaklı problemlerin iç içe geçtiği sessiz bir gecikmedir.
Hastalık, farkında olmadan zayıflıkla eşleştirilir. Bu yüzden ağrıya dayanmak, şikâyeti görmezden gelmek bir erdem gibi algılanır. Oysa tıp, dayanmayı değil erken fark etmeyi ödüllendirir.
En büyük engel: Korku;
Hastaların doktora gitmemesinin en sık nedeni bilinç eksikliği ile beraber korkudur.
"Ya kötü bir şey çıkarsa?"
Bu düşünce, ironik bir şekilde hastalığın gerçekten kötüleşmesine yol açar. Oysa pek çok hastalıkta gerçek şudur:
Erken evrede tanı konan hastalık, çoğu zaman hayatı tehdit etmez.
Geç kalınan hastalık ise sadece bedeni değil, yaşam kalitesini de yıpratır.
Mahremiyet duvarı;
İdrar problemleri, gece sık idrara kalkma, idrar kaçırma, cinsel problemler, üreme sağlığı problemleri ve benzeri birçok ürolojik problem...
Hastalar bu şikâyetleri dile getirmekte zorlanır. "Yaşlılık", "normal", "ayıp" gibi etiketlerin arkasına saklanır. Halbuki bu belirtiler bazen diyabetin, kalp hastalıklarının, onkolojik hastalıklarının ya da hormonal bozuklukların ilk işaretidir.
Hastalar sınırı çok geç çizer.
Çoğu hasta doktora gitmek için şu noktayı bekler:
İş yapamayacak hâle gelmek, şiddetli ağrı, idrar yapamamak, gözle görülür kanama;
O noktada hastalık genellikle sessiz dönemi çoktan geçmiştir.
"Eşim getirdi hocam"
Üroloji polikliniklerinde sık rastlanan bir cümledir. Genellikle kadınlar sağlık kontrollerine daha erken ve düzenli giderken, erkekler çoğu zaman eşlerinin baskıları sonrası hastaneye başvurur.
Erkekler sağlığı çoğu zaman ertelenebilir bir konu olarak görür.
Sonuç: Geç gelen hasta, geç tanı konan hastalık
Prostat kanseri, mesane kanseri, böbrek tümörleri, nörojen mesane, böbrek yetmezliği…
Bu hastalıkların çoğu erken evrede sessizdir. Özellikle erkekler gürültüyü bekler; tıp ise sessizliği yakalamaya çalışır.
Ürolojik hastalıklarda hastane başvurusu gerektiren ve tarama kapsamında tüm toplumun uyması gereken noktaları madde madde sıralayacak olursak:
(Maddelerin hepsinin sistemik ve kronik birçok hastalığın erken habercisi olduğu bilinmelidir. Bu açıdan mutlaka erken hastane başvurusu gerekir.)
1.İdrarda kan görülmesi (bir kez bile olsa) , sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma, kesik kesik idrar yapma, gece sık idrara çıkma, idrar yapamama, idrara sıkışıklık hissiyatının kaybı, idrar kaçırma gibi şikayetler .
2. Özellikle yan ağrısı ve alt karın bölgesi ağrıları , genital bölge ağrıları .
3 .Cinsel ve üreme sağlığı problemleri .
4. Kilo kaybı ve ateş ile beraber ürolojik şikâyetlerin olması .
Bu şikâyetlerin olmaması durumunda da tüm 50 yaş üstü erkeklerde prostat kanseri taramaları muhakkak yapılmalıdır (Yılda bir aile hekimi başvuruları çoğu zaman yeterlidir).
Özellikle yenidoğan ve bebeklerde anne karnındaki böbrek boyutu değişiklikleri, doğuştan gelen boşaltım ve üreme sistemi anomalileri erken zamanda takibe alınmalıdır. Yenidoğan döneminde genital organ muayenesi olası hastalıklar için mutlaka yaptırılmalıdır. Bu muayenelerin aksatılması durumunda böbrek yetmezliği, mesane fonksiyonlarında bozulma, genital organlarda fonksiyon bozukluğu gibi ilerlemiş hastalıklara yol açar. Doğuştan mevcut olan birçok ürolojik hastalık erken tespit edilirse erken müdahale ile organ fonksiyonu kaybı minimal düzeye indirilebilmektedir.
Asıl cesaret hastalığı yok saymak değildir , sorumluluk alabilmektir.
Kendi sağlığına, ailesine ve geleceğine karşı…
Doktora erken giden hasta, sadece hastalığını değil; hayatını da erken kurtarır...