Türkiye’de ekonomi herkesi etkiliyor ama herkesi aynı yerden vurmuyor. En çok etkilenen iki kesim var, gençler ve emekliler. Biri hayata tutunmaya çalışıyor, diğeri hayatın sonunda tutunacak dal arıyor. Ortak noktaları ise aynı, belirsizlik duygusunda buluşmaları.

Gençler için bugün en büyük sorun, gelecek endişesi ve kaygısı, gelecek fikrinin giderek silikleşmesi. Eğitim alıyorlar, emek veriyorlar ama karşılığında net bir yol göremiyorlar. Üniversite mezunu olmak artık bir avantaj değil; çoğu zaman sadece uzun bir bekleyişin başlangıcı. İşsizlik ya da güvencesiz çalışma, gençlerin hayatına geçici değil, kalıcı bir stres olarak yerleşmiş durumda.

Bu belirsizlik, gençlerin ruh hâlini doğrudan olumsuz yönde etkiliyor. Plan yapamayan bir genç, geleceği için ne yapabilirim düşüncesi ile zorlanıyor. Ev sahibi olma hayali, düzenli bir yaşam kurma isteği, aile kurma düşüncesi bile erteleniyor. Erteleme uzadıkça, hayal kurma cesareti de azalıyor. Bu da gençleri ya öfkeye ya da sessiz bir kabullenişe itiyor.

Emekliler için tablo farklı ama duygusu benzer. Yıllarca çalışmış, üretmiş, prim ödemiş insanlar bugün geçim mücadelesi veriyor. Emeklilik, dinlenme dönemi olmaktan çıkıp ay sonunu hesaplama dönemine dönmüş durumda. Market raflarında fiyat etiketlerine bakarak değil, bakmamaya çalışarak dolaşan emekliler var.

Emeklilerde en baskın duygu, yorgunluk. Fiziksel değil, zihinsel bir yorgunluk bu. “Bu kadar yıl çalıştım, karşılığı bu mu?” sorusu, sessizce ama sürekli soruluyor. Bu sorgulama, zamanla değersizlik hissine dönüşebiliyor. Oysa emekli olmak, toplumdan çekilmek değil; toplumun hafızası olmak demek.

Gençlerle emekliler arasında görünmeyen bir bağ var. Gençler de emekliler de gelecekten endişeli. İki kesim de kendini güvensiz hissediyor. Biri “başlayabilecek miyim?” diye soruyor, diğeri “dayanabilecek miyim?” Her ikisinin de cevabını zaman değil, koşullar belirliyor.

Ekonomik sıkışmışlık, bu iki grubun psikolojisini farklı şekillerde zorluyor. Gençler daha sabırsız, daha tepkili. Emekliler ise daha sessiz ama daha kırgın. Sokakta, toplu taşımada, aile sofralarında bu ruh hâlini görmek mümkün. Artan kuşak çatışmasının arkasında da biraz bu sıkışmışlık var.

“Zamanla düzelir” deniyor sıkça. Ama gençliğin bekleyecek sabrı, emeklinin kaybedecek zamanı yok. Beklemek, her iki kesim için de ağır bir yük. Çünkü gençlik, hareket ister; emeklilik ise güven. İkisi de şu an eksik.

Toplumsal psikoloji açısından en tehlikeli durum, bu umutsuzluğun normalleşmesi. Gençlerin hayal kurmaktan vazgeçmesi, emeklilerin taleplerini kısmayı öğrenmesi… Bunlar çözüm değil alışmadır. Alışılan her sorun, daha derin kök salar.

Ekonomi sadece bütçe dengesi değildir. Gençlerin kendini bu ülkeye ait hissetmesi, emeklilerin onurlu bir yaşam sürdürebilmesi de ekonomik istikrarın parçasıdır. Bu iki kesim ayağa kalkmadan, toplumun bütünü toparlanamaz.

Belki zaman her şeyi yerine koymaz. Ama gençlere umut, emeklilere güven verilirse zaman boşa akmaz. Aksi hâlde kaybedilen sadece para değil; kuşaklar arası bağ, toplumsal denge ve ortak gelecek duygusu olur.