8 Ocak 2026 tarihinde, Suriye'nin yeni yönetimi ile SDG arasında bir anlaşma sağlanamaması üzerine Halep'in Şeyh Maksut ve Eşrefiyye mahallelerinde yeni Suriye rejimi tarafından SDG'ye yönelik operasyonlar başlatıldı. Sadece birkaç gün süren çatışmaların ardından SDG bu mahallelerden tamamen çıkarıldı. Ardından Suriye yönetimi operasyonların çapını genişleterek SDG'nin elinde bulunan birçok bölgenin yönetimini eline geçirdi.

Şaşırtıcı olan ise yıllardır ABD tarafından uçaklarla üzerlerine silah yağdırılan her türlü askeri ve lojistik desteği alan SDG'nin birkaç günlük bir operasyonla mutlak bir yenilgiye uğraması oldu. Suriye'nin yeni yönetiminin henüz ciddi ve kurumsallaşmış bir ordu yapılanmasına dahi sahip olmadığı da hesaba katıldığında, bu yenilginin boyutu çok daha net bir şekilde ortaya çıkıyor.

SDG-PKK'nın aldığı bu ağır yenilgi, Kürtlerin kendilerini ciddi bir şekilde eleştirmelerine sebep oldu. Ancak SDG dolayısıyla PKK, yenilgisinin sebeplerini tahlil etmek ve özeleştiri yapmak yerine her zaman yaptığı gibi yenilgisini unutturmak ve lehine dönüştürmek için propaganda yapmayı, kendileri gibi düşünmeyen, kendilerinden olmayan diğer Kürtlere saldırmayı tercih etti. Suriye yönetimiyle yaptıkları mutabakatlara, alışmış oldukları üzere "nasıl olsa ABD ve israilden destek gelir" beklentisiyle uymayan SDG-PKK, Suriye'nin Kürt bölgelerindeki sivilleri deyim yerindeyse iki ateş ortasında bıraktı.

Hal böyleyken SDG-PKK ve siyasi uzantıları hem bu meşru zemini kullanıp durumu kendi lehlerine çevirmek hem de yaşanan yenilgiyi unutturmak için propagandalara giriştiler. Her zaman yaptıkları gibi sosyal medyadaki propaganda hesapları aracılığıyla, kendileri gibi düşünmeyen diğer Kürtler; hain, işbirlikçi olmakla suçlandı. Oysa tam da bu sırada, HÜDA PAR'a yakın yardım kuruluşları, Barzani çizgisindeki sivil toplum örgütleri ve İHH ve benzeri STK'lar, Suriye Kürtlerine yardım ulaştırmak için hazırlık yapıyordu.

Sırf bu tabloya bakmak bile, gören gözler için PKK'nın Kürtlere zerre kadar fayda sağlamadığını görmek için yeterlidir.

Durum şu ki Suriye yönetimiyle yaptığı hiçbir mutabakata uymayıp Kürtleri iki ateş arasında bırakan SDG-PKK, '100 bin askerimiz var' deyip övünen, ABD ve siyonist işgal rejiminden uçaklar dolusu silah ve askeri yardım alıp yine de mağlup olan SDG-PKK; ABD'den milyonlarca dolar alıp yıllarca Suriye'nin petrol kaynaklarını sömüren ama günün sonunda Kürtleri bir parça ekmeğe muhtaç halde bırakan SDG-PKK...

Bütün bunlara rağmen suçlu ilan edilenler ise yine SDG-PKK dışındaki tüm Kürtler ve özellikle de Müslüman Kürtler oluyor.

SDG-PKK Suriye'de yaşamış olduğu büyük yenilginin sorumluluğunu üstlenmediği gibi faturayı her zaman yaptığı gibi diğer Kürtlere kesiyor.