Önce teşhis yapalım, nerede hata yapıyoruz?
Yıllardır edindiğimiz bilfiil saha tecrübesi ile müşahede ettik ki, en önemli sorunlarından biri de iletişim sorunudur. Yaklaşık üç yıl önce hazırlamış olduğum bu yazıları gözden geçirip, bölümden oluşan yazı ile çok detaya girmeden, sorunları ve çözümlerini sunacağız değerli AMED HABER okuyucularına.
Aile şirketleri dışarıdan bakıldığında güven veren yapılardır; aynı soyadı, aynı geçmiş, aynı sofradan kalkmış insanların kurduğu bir düzen…
Bu yüzden çoğu kişi bu yapıların daha sağlam olduğunu zanneder. Oysa hakikat çoğu zaman bunun tam tersidir. Çünkü aynı geçmişi paylaşmak, aynı dili konuşmak anlamına gelmez. Aynı duyguları taşımak da aynı şekilde düşünmek demek değildir.
İşte tam da bu yüzden aile şirketlerinde en büyük krizler dışarıdan değil, içeriden doğar. Bu krizler çoğu zaman bir finansal tabloda görünmez; bir bilanço kalemi değildir. Bu krizlerin adı, sessizce büyüyen ve zamanla yapıyı içten içe çürüten iletişim kopukluğudur.
Baba ile evlat arasındaki ilişki, aile şirketlerinin en hassas damarını oluşturur. Çünkü burada yalnızca iş konuşulmaz; geçmiş, emek, fedakârlık ve beklenti de konuşur. Baba çoğu zaman kurucu olmanın verdiği ağırlıkla hareket eder ve sözünün sorgulanmasını saygısızlık olarak görür. Evlat ise yeni dünyanın diliyle düşünür, değişim ister, katkı sunmak ister. Ancak bu iki bakış açısı ortak bir zeminde buluşamadığında, iletişim kopar. Her öneri bir itiraz gibi algılanır, her farklı fikir bir başkaldırıya dönüşür. Oysa sorun fikirde değil, ifade biçimindedir. Otorite bağırarak değil, sistem kurarak sağlanır. Sistem yoksa, iletişim kişiselleşir ve bu da güveni zedeler.
Aynı evde büyüyen kardeşler, iş hayatına girdiklerinde çoğu zaman birbirlerini anlamakta zorlanır. Büyük abi yaşın getirdiği üstünlüğü yöneticilikle karıştırır, küçük kardeş kendini kanıtlama çabasıyla sürekli bir eşitlik arayışına girer. Ortanca kardeş ise çoğu zaman bu gerilimin ortasında kalır ve susmayı tercih eder.
Ancak bu suskunluk bir çözüm değil, ertelenmiş bir problemdir. Çünkü roller net değildir. Kim karar alır, kim uygular, kim sorumludur; bunlar baştan belirlenmediğinde, her konu bir güç mücadelesine dönüşür.
Gelişmiş aile şirketlerinde bu tür belirsizlikler minimize edilir. Roller açıkça tanımlanır ve herkes sınırını bilir. Bizde ise sınırlar konuşulmadıkça ihlal edilir ve iletişim giderek sertleşir.
Aile şirketlerinde en az dile getirilen ama en derin iz bırakan sorunlardan biri de en küçük kardeşin yaşadığı görünmezliktir. Çoğu zaman fikirleri hafife alınır, tecrübesiz olduğu düşünülür ve karar mekanizmalarının dışında bırakılır. Bu durum başlangıçta sessiz bir kabulleniş gibi görünse de zamanla içten içe büyüyen bir kırgınlığa dönüşür. Ve bir gün konuştuğunda, artık fikir sunmak için değil, hesap sormak için konuşur. İşte iletişimin en tehlikeli şekilde koptuğu an budur. Çünkü mesele artık iş değil, değer görme meselesine dönüşmüştür.
Aile şirketlerinde iletişim sorunlarını derinleştiren bir diğer önemli unsur ise ev içindeki konuşmaların iş hayatına taşınmasıdır. Anne, çocuklar arasında taraf tutabilir; eşler, kendi eşlerinin daha fazla söz sahibi olması gerektiğini telkin edebilir; gelinler ve damatlar farkında olmadan kıyas ve rekabet duygusunu besleyebilir.
Bu durum zamanla şu sonucu doğurur: Şirket içinde alınan kararlar artık sadece iş aklıyla değil, evde oluşan duygusal atmosferle şekillenmeye başlar. Gelişmiş Şirketlerde ev ile iş arasındaki çizgi keskindir. Bizde ise bu çizgi çoğu zaman silikleşir ve bu karışım, iletişimi bulanıklaştırarak yönetimi zorlaştırır.
Devamı haftaya...