Rojava… Bir coğrafya mı, bir hayal mi, yoksa jeopolitiğin acımasız laboratuvarında üretilmiş bir siyasi ambalaj mı? Suriye yangınının ortasında parlatılan bu isim, yıllarca "devrim", "özgürlük", "halk meclisleri" ve "kadın öncülüğü" gibi kavramlarla süslendi. Fakat Ortadoğu'da kelimeler çoğu zaman hakikati örtmek için vardır. Hakikat ise daima güç dengelerinin soğuk masasında yazılır.

PKK'nın Suriye sahasındaki uzantıları, özellikle Kobani sürecinden sonra uluslararası kamuoyunda meşruiyet kazandı. ABD öncülüğündeki koalisyonun hava desteği, Pentagon'un operasyonel koordinasyonu ve sahadaki askeri ilerleme, Rojava anlatısının zeminini oluşturdu. Bir yanda anti-emperyalist retorik, diğer yanda Washington ile taktik ortaklık. Bu çelişki, ideolojik bir paradoks değil; jeopolitik bir zorunluluktu. Ama zorunluluk ile hakikat arasındaki farkı gizlemek mümkün değildi.

Tel Aviv'den Moskova'ya, Ankara'dan Washington'a uzanan güç hattı, Rojava'nın sınırlarını belirledi. Türkiye'nin Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı operasyonları; Rusya'nın Şam rejimiyle kurduğu denge; ABD'nin sahadaki sınırlı ama belirleyici askeri varlığı… Hepsi aynı gerçeği fısıldadı: Bu coğrafyada bağımsızlık, büyük güçlerin toleransı kadardır. İdeoloji, tank paletinin gölgesinde romantik bir masaldan ibarettir.

Fakat asıl kırılma dışarıdan değil, içeriden geldi. İbrahim Halil Baran ile PKK çizgisindeki bazı yazarlar arasında patlak veren tartışmalar, uzun süredir üzeri örtülen çatlağı görünür kıldı. Pkk siyasetinin tek sesli olmadığı, Rojava'nın herkes için aynı anlamı taşımadığı ortaya çıktı. Dün aynı cümleleri kuran kalemler, bugün birbirine temsil yetkisini sorgular hale geldi. Bu bir polemik değildi; bu, meşruiyet mücadelesiydi.

Amed Dicle ismi etrafında dönen tartışmalar da bu temsil krizinin bir başka yüzüydü. Medya figürleri, savaşın ortasında yalnızca haber aktaran değil, pozisyon belirleyen aktörlere dönüştü. Sosyal medya, bir propaganda meydanı halini aldı. Oxford Internet Institute'un çatışma bölgelerindeki dijital manipülasyon raporları, algı yönetiminin artık savaşın asli unsuru olduğunu ortaya koyuyor. Rojava anlatısı da bu dijital çağın imkânlarıyla büyütüldü. İlk üç gün meydan, ardından slogan, sonra dramatik kareler… Ve nihayet takipçi sayıları. Hakikat, çoğu zaman filtreli bir fotoğrafın gerisinde kaldı.

Yardım meselesi ise ayrı bir konu. Yardımlar toplandı ama… Nerede o yardımlar? Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi, ve çeşitli insani yardım raporları, Suriye'deki trajedinin boyutunu defalarca belgeledi. Ancak çatışma bölgelerinde yardım, sadece insani bir faaliyet değildir; aynı zamanda siyasi bir enstrümandır. "Sınırlar kapalı", "yardım engelleniyor" söylemleri, kimi zaman gerçek mağduriyetin sesi oldu, kimi zaman ise politik mobilizasyonun aracına dönüştü. Eleştiriler tam burada yoğunlaştı: Yardımın kendisi mi öncelikliydi, yoksa yardımın görüntüsü mü?

PKK ve çevresindeki yapıların Rojava anlatısı, uzun süre sorgulanamaz bir hakikat gibi sunuldu. Fakat içeriden yükselen sesler, bu mutlakiyetçi çerçeveyi sarstı. Birlik söylemi, yerini fraksiyonel gerilime bıraktı. "Dava kardeşliği" vurgusu, sosyal medya atışmalarında buharlaştı. Eleştiriyi ihanet sayan bir yapı, artık fikirle ayakta duran bir irade değil; korkuyla tutulan bir kabuktur. Orada akıl konuşmaz, sadakat sınanır. Ve sadakatin ölçü olduğu yerde hakikat sürgündedir.

Rojava deneyimi, Kürt meselesinin bölgesel ve küresel güç dengeleri içinde nasıl sıkıştığını gösteren bir örneğe dönüştü. Kürt halkının talepleri ile örgütsel ajanda arasındaki mesafe, zamanla görünür hale geldi. Sloganlar büyüktü, fakat jeopolitik daha büyüktü. İdeolojik saflık iddiası yüksekti, fakat sahadaki gerçeklik daha yüksekti.

Dışarıya karşı yekpare bir devrim anlatısı, içeride çoğul bir çatışmaya dönüştü. Rojava'nın romantizmi, jeopolitiğin sert zemininde çatladı. Ve belki de en ağır darbe dışarıdan değil, içeriden geldi. Çünkü bir yapıyı en çok sarsan şey, düşmanının eleştirisi değil; kendi içinden yükselen sorgulamadır.

Hakikat, eninde sonunda ortaya çıkar. Ortadoğu'da hiçbir maske sonsuza kadar yüzü gizleyemez. Rojava da bir istisna olmadı. Jeopolitik konuştu, romantizm sustu. Ve tarih, sloganı değil; dengeyi yazdı.