İş hayatı bir pazar yeri değildir sadece; bir imtihandır. Her büyümek isteyen, bir eşikte durur. O eşikte ya kalabalığa karışır ya da kendi yolunu seçer. Strateji, daha çok satmak değildir. Daha ucuza satmak da değildir.

Strateji, bir idrak meselesidir. Seçmektir. Ve her seçim, bir vazgeçiştir. Vazgeçemeyen, yön tayin edemez. Yön tayin edemeyen ise sürüklenir. Sürüklenenin kaderi rüzgâra bağlıdır; strateji ise kaderi akılla yoğurma çabasıdır.

Stratejik düşünce, üç sütun üzerinde yükselir: şirket, müşteri, rakip. Bu üçlü bir terazidir. Bir kefesi ağır basarsa denge bozulur. Şirket kendini tanımıyorsa bir gölgeyle savaşır. Müşteriyi anlamıyorsa kendi sesini duyar, başkasının değil. Rakibi görmüyorsa hayalî bir üstünlükle avunur. Strateji, bu üç gerçeğin çıplak suretiyle yüzleşme cesaretidir. Yüzleşmeyen, plan yapar; yüzleşen, istikamet kurar.

Şirket önce aynaya bakmalıdır. Gücü nerede? Derinliğim hangi alanda? Her işi yapmak isteyen, hiçbir işte derinleşemez. Sığlık büyüme değildir; kabarmadır. Ve kabaran, ilk fırtınada dağılır. Strateji, kaynakları saçmak değil, toplamaktır. Toplamak, disiplin ister. Disiplin ise fedakârlık. Kârlı olmayan alanda ısrar, romantizmdir; iş hayatı romantizmi affetmez. Derinliği olmayan genişlik, bir serap gibidir. Uzaktan ihtişamlı, yakından kırılgan.

Müşteri denilen hakikat, kalabalık bir gövde değildir; farklı ruhların toplamıdır. Hepsine aynı sözle gitmek, hiçbirine ulaşamamaktır. Kimi fiyatın peşindedir, kimi güvenin. Kimi hız ister, kimi huzur. Müşteri ürünü almaz; sonucu alır. Ampul değil, ışık ister. Fiyat değil, emniyet ister. Strateji, müşterinin dudaklarından döküleni değil, kalbinde sakladığını anlamaktır. Ürün satan tüccardır; çözüm üreten müessese olur. Müessese olan ise kalıcıdır.

Rakip, iş hayatının aynasıdır. Fakat çoğu zaman o aynaya yüzeysel bakılır. Fiyatlar konuşulur, kampanyalar tartışılır. Oysa rekabet, rakibin kuvvetiyle değil, zaafıyla okunur. Herkesin koştuğu yere koşmak cesaret değil, taklittir. Taklit eden, hep geriden gelir. Strateji, kalabalığın görmediğini görme sanatıdır. Boşluğu fark eden, orada kök salar. Ve kök salan, fırtınadan korkmaz.

Rekabet üstünlüğü ucuzluk değildir. Ucuzluk geçicidir; verimlilik kalıcı. Süreçleri sadeleştirmek, israfı ayıklamak, yükü hafifletmek… Asıl maliyet avantajı burada doğar. Farklılaşma ise bir karakter meselesidir. “Aynı” olmamaktır. Hızla, güvenle, süreklilikle kendi çizgisini kurmaktır. Her pazara girmek iştah göstergesidir; ama her iştah sağlıklı değildir. Bazen dar bir alanda derinleşmek, geniş bir alanda savrulmaktan daha bereketlidir. Güç, yayılmakta değil; yoğunlaşmaktadır.

Stratejik düşünce, karmaşayı parçalama kudretidir. Her şeyi düzeltmeye kalkmak, hiçbir şeyi düzeltememektir. Hayat gibi iş de bir öncelik meselesidir. Oyunun kaderini değiştiren noktayı bulamayan, detaylarda boğulur. Enerji dağılırsa netice dağılır. Odaklanmak, irade ister. İrade olmadan strateji olmaz. Plan çoktur; fakat planı hayata geçirecek irade azdır.

Strateji kâğıt üzerinde güzeldir; fakat kurum ağırsa yürüyemez. Yavaş karar alan, sorumluluğu belirsiz, iç çekişmelerle yıpranmış bir yapı, en doğru fikri bile öldürür. Organizasyon, seçilen istikamete hizmet etmiyorsa düşünce havada kalır. Yapı sade olmalı, yetki net olmalı, sorumluluk açık olmalıdır. Aksi halde fikir ilerler, kurum yerinde sayar.

Strateji, hesap ile sezginin terkibidir. Sadece rakamla yürümez; sadece hayalle de kurulmaz. Analitik zihin yön çizer, sezgi derinlik verir. Gerçek büyüme, her kapıyı çalmaktan değil; doğru kapıyı seçmekten geçer.

Satış günü kurtarır. Strateji ise yarını kurar. Yarını kurabilenler, sadece iş yapmaz; bir medeniyet disiplini inşa eder. O disiplin, onları kalabalıktan ayırır.