En İyi'nin Yarattığı Kaygı

Modern dünya bizi sürekli bir yarışın içinde tutuyor. En iyi anne/baba olmalı, en iyi projeyi yönetmeli, en fit vücuda sahip olmalı ve her zaman "kusursuz" görünmeliyiz. Birçoğumuz mükemmeliyetçiliği, bizi başarıya götüren bir yakıt sanıyoruz. Oysa psikoloji penceresinden baktığımızda, mükemmeliyetçilik genellikle bir itici güç değil; ayağımıza bağlanmış ağır bir prangadır.

Mükemmeliyetçilik başarı değildir

Mükemmeliyetçilik ile "mükemmeli hedeflemek" (sağlıklı hırs) arasında devasa bir fark vardır. Sağlıklı hırs, sürece ve gelişime odaklanır; hata yaptığında bunu bir öğrenme fırsatı olarak görür. Mükemmeliyetçilik ise sadece sonuca odaklanır ve hatayı bir "yetersizlik" kanıtı olarak kabul eder.

Mükemmeliyetçi kişi için bir iş ya 100 puandır ya da 0. Aradaki 80’ler, 90’lar onun için birer başarısızlıktır. Bu "ya hep ya hiç" düşüncesi, kişiyi sürekli bir kaygı döngüsüne hapseder

"Mükemmel" neden erteletir?

Çoğu insan ertelemeyi "tembellik" sanır. Oysa erteleme hastalığının psikolojideki adı (procrastination) arkasındaki en büyük gizli özne mükemmeliyetçiliktir. Kişi zihninde o işi o kadar kusursuz yapması gerektiğini kurar ki, "en iyisini yapamayacaksam hiç başlamayayım" noktasına gelir. Sonuç? Başlanamayan projeler, bitmeyen tezler ve son dakikaya sıkışan stresli bir yaşam olarak karşımıza çıkar.

Mükemmeliyetçiliğin belirtileri?

  • Yapılan bir işin hiçbir zaman "yeterince iyi" olduğuna inanmamak.
  • Hata yapma korkusuyla yeni şeyler denemekten kaçınmak.
  • Başkalarının onayına aşırı bağımlı olmak.
  • Başarıların tadını çıkarmak yerine, hemen bir sonraki "zorlu" hedefe odaklanmak

Bu prangadan nasıl kurtuluruz?

1- "Yeterince iyi" Kavramıyla Tanışın: Psikolojinin ebeveynlik için kullandığı bu kavramı hayatınızın her alanına uyarlayın. Bir işin %100 olması gerekmez; bazen %70 de iş görür ve bu sizi başarısız yapmaz.

2- Kapasitenin farkında olmak (sınır ve potansiyel bilinci): Bu bilince sahip olan bireyler, hayali bir dev aynasına ya da yersiz bir aşağılık kompleksine kapılmazlar. Gerçekçi hedefler koyar, enerjilerini doğru yere yönlendirir ve kendileriyle barışık bir hayat sürerler. Kısacası; nereye gideceğini bilmek için önce nerede durduğunu bilmektir.

3- Hatalara hak tanıyın: Kendinize hata yapma kredisi verin. Unutmayın ki insan, düştüğü yerleri incelerken öğrenir; zirvedeyken değil.

4- Öz-şefkat pratiği yapın: En yakın arkadaşınız hata yaptığında ona ne söylerdiniz? Muhtemelen "Canın sağ olsun, telafi edersin" derdiniz. Şimdi aynı cümleyi aynadaki kendinize söylemeyi deneyin

Sonuç olarak:

Kusursuzluk, insan doğasına aykırı bir kavramdır. Bizleri biz yapan şey, eksiklerimiz ve o eksikleri tamamlama çabamızdır. Mükemmeliyetçilik bir zırhtır ama bu zırh o kadar ağırdır ki, bir süre sonra hareket etmenizi engeller. Zırhınızı biraz gevşetmeye, "insan" olmaya ve hata yapma lüksünüzü geri almaya ne dersiniz?

Dünya, sizin mükemmel olmanızı değil, "orada sağlıklı ve faydalı olmanızı " bekliyor.