Terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı YPG/SDG Suriye’de sulhun önünde engel olmaya devam ediyor.

DEM ile yürütülen ve İmralı kozunun da kullanıldığı mevcut süreçte SDG’nin Yeni Suriye rejimine entegre olmakta ayak diretmesi süreci baltalamaya başladı.

SDG’nin 31 Aralık’a kadar 10 Mart Mutabakatı gereği Suriye ordusuna entegre olması gerekiyor. Ancak örgüt bu konuda belirsizliğini korumaya devam ediyor.

Peki SDG yeni rejime entegre olur mu?

Birkaç sebepten dolayı bana göre zor bir ihtimal.

Birincisi, SDG yönetimi Suriye Cumhurbaşkanı Ahmet eş-Şara’yı dinci görüyor. Din karşıtlığı ise SDG’nin kırmızı çizgisi.

İkincisi Suriye’nin yeni anayasa metninde yasaların İslam Hukukuna aykırı olamayacağı açıkça belirtilmiş.

SDG ise laik-seküler bir anayasa istiyor ve şer’i bir anayasayı kabul etmeyeceklerini defaten dile getirmişti.

Üçüncüsü SDG yıllarca ABD’den ciddi bir destek aldı. Binlerce tır ağır silahlar ve askeri eğitimler. Yani ABD’ye güveniyor. ABD’nin kendilerini bu kez satmayacağını ve koruyacağına düşünüyor.

Dördüncüsü Aksa Tufanı ile beraber yoğunlaşan SDG – İsrail yakınlığı. ‘İsrail benim arkamda, kimse bana saldıramaz’ düşüncesinde.

Tüm bu sebepler göz önünde bulundurulduğunda SDG’nin Türkiye’nin istediği kıvama gelmesi çok zor.

ABD ve İsrail’in SDG’ye patronluk yapmasına gelince…

Bu, Türkiye-ABD ilişkilerinin dozuyla alakalı. Türkiye ABD’yi memnun ederse ABD de SDG’ye Suriye’ye bağlanın emrini verebilir. İsrail bunu kabul etmese de Türkiye’ye karşı çok yapabileceği bir şey kalmıyor.

Ama yeni rejimin laik ve seküler olmaması asıl meseledir. Seküler bir Yapı olan SDG’n in İslam Hukukuyla yönetilecek bir devlete tabi olması eşyanın tabiatına aykırı görünüyor.

Yıllarca laisizm için savaşan bir yapıya gel İslam Hukukuna tabi ol demek de kolay bir şey olmasa gerek.

Bence olayı tıkatan en önemli kilit nokta burasıdır.

ABD Suriye’de Türkiye’nin isteğini yerine getirebilmesi için S-400’lerin Rusya’ya iadesini şart koşuyor.

ABD’nin menfaati Türkiye’yi daha çok kıskacına alıp kendisine yakınlaştırmak.

Türkiye’nin menfaati ise başta F-35’leri alabilmek ve Suriye’de SDG’yi etkisizleştirmek.

ABD ve Türkiye bu konuda uzlaşırlarsa plan işleyebilir gibi dursa da SDG’nin İslamofobik yaklaşımı meseleyi çözümsüz hale getiriyor.

SDG/YPG kimlere entegre olmadı ki?

Neredeyse tüm batılı devletlerin istihbaratlarına entegre olmuş bir SDG, hukukunda İslam olan bir rejime entegrasyonu kabul etmiyor.

Yıllarca Esed rejiminden maaş alan YPG’liler Esed’e bile entegre oldular ama İslam Hukukuna entegre olmayacaklarını söylüyorlar.

Dünyanın en katil terör örgütü olan İsrail’e entegre olmayı lütuf gören SDG, İslam Hukuku ile barışmayacağını sürekli deklare ediyor.

SDG entegrasyonda ayak diretip zaman kazanmaya çalışırken Türkiye’den de karşıt çıkışlar ve tehditler gelmeye başladı.

Gerek Hakan Fidan, gerek Milli Savunma Bakanı ve gerekse de gazete köşelerinden devlet SDG’ye parmak sallamaya başladı.

Yeni sürecin tehlikeye girdiğinin herkes farkında. Ama nasıl olacak, ne olacak bunu da zaman gösterecek.

Bir daha ki yazımızda görüşmek üzere…