Zaman ilerliyor, soru aynı: Sen bu gidişin neresindesin?
Birinci dönem bittiğinde çoğumuz aynı şeyi düşündük: “Biraz ara verelim.” Okullar, üniversiteler, sınavlar, projeler derken tempo gerçekten yorucuydu. Dinlenmek gerekiyordu. Ama şimdi ikinci dönem başlarken durup şunu sormak gerekiyor: Bu ara bizi gerçekten toparladı mı, yoksa sadece oyaladı mı?
Çünkü dinlenmek her zaman güç toplamak anlamına gelmiyor. İnsan bazen durur ama zihni dağınık kalır. Günler geçer, vakit dolu gibi görünür ama geriye dönüp bakınca elde kalan pek bir şey olmaz. Sonra dersler ve üniversite yeniden başladığında aynı yorgunluk, aynı isteksizlik geri gelir. Burada mesele yorgunluk değil, ne yaptığını bilmeden sürüklenmektir.
Bugün Müslüman gençlerin yaşadığı temel problem imkânsızlık değil. Memleketimizde zor şartlara rağmen ayakta duran, çalışkan ve dirençli bir gençlik var. Zaten mesele eksik imkânlar olsaydı, bu kadar çaba ve gayret de ortaya çıkmazdı. Asıl problem, bu gayretin nereye harcandığının net olmamasıdır. Hedefler ve öncelikler birbirine karışıyor. Herkes bir şeylerle meşgul ama neden meşgul olduğunu bilen az. Gün dolu, program dolu, ekranlar dolu; fakat insanın kendisiyle baş başa kaldığı anlar neredeyse yok.
İkinci dönem bu yüzden sadece akademik bir takvim değişikliği değildir. Aynı zamanda insanın kendine “ben ne yapıyorum” diye sorması için bir fırsattır. Bu soru sorulmadan başlanılan her dönem, ister istemez öncekinin devamı olur. Koşturma artar ama tatmin artmaz.
Burada önemli olan çok şey yapmak değil, doğru yerde durabilmektir. Emek dediğimiz şey insanı dönüştürür. Seni Allah’a biraz daha yaklaştırmayan, ahlakını, sabrını ve sorumluluk duygunu güçlendirmeyen bir çaba sadece vakit doldurur. Okulda ya da üniversitede başarılı olmak elbette önemlidir ama bu başarı insanın karakterine eşlik etmiyorsa eksik kalır.
Namaz bu noktada insanın kendine bakabileceği en net aynalardan biridir. Sadece yerine getirilen bir alışkanlık mı, yoksa günün içinde gerçekten durabildiğin bir vakit mi? Kur’an’la kurulan ilişki de buna benzer. Hayata temas etmeyen bir ilişki, zamanla etkisini kaybeder. Bunlar başkasına anlatılacak şeyler değildir ama insan kendine karşı dürüst olmak zorundadır.
Arkadaş çevresi de ikinci dönem öncesinde yeniden düşünülmesi gereken bir konudur. Her kalabalık iyi gelmez. Her birlikte vakit geçirilen ortam insanı ileri taşımaz. Kimlerle birlikteyken daha dağınık, daha umursamaz biri oluyorsun; kimlerle birlikteyken toparlanıyorsun? Çevre, insanın farkında olmadan yönünü belirler. “İdare eder” diyerek sürdürülen ilişkiler zamanla insanı aşağı çeker.
Aileyle kurulan ilişki ise çoğu gencin fark etmeden ihmal ettiği ama hayatın tamamını etkileyen bir alandır. Aynı evde yaşayıp konuşmamak, bu çağda çok yaygın ama çok yıpratıcıdır. Anneyle babayla kurulan bağ zayıfladıkça, insan başka alanlarda da kopukluk yaşamaya başlar. Sağlam bir zemin olmadan uzun süre dengede kalmak zordur.
İkinci dönemden mucize beklemek gerçekçi değil. Kimse bir anda değişmez. Ama samimi olmak mümkündür. Küçük ama gerçek adımlar atılabilir. Bir alışkanlık gözden geçirilebilir. Bir ibadet toparlanabilir. Sürekli ertelenen bir sorumluluk üstlenilebilir. Bunlar küçük gibi görünür ama insanın yönünü belirler.
Çünkü hayat otomatik akmaz. İnsan kendini kontrol etmezse, zaman onu kontrol eder. Dönemler başlar, dönemler biter ama insan aynı yerde kalabilir. Önemli olan takvimin ilerlemesi değil, insanın ne tarafa yürüdüğüdür.
İkinci dönem başlıyor. Tempo artacak, sorumluluklar çoğalacak. Asıl mesele bu yoğunluğun içinde kaybolmak değil, ne yaptığını bilerek devam edebilmektir. Müslüman genç için başarı sadece dersleri geçmek değil; inancını, ahlakını ve duruşunu bu sürecin içinde koruyabilmektir.
Eğer bu dönem başlarken kendine küçük de olsa net bir yön çizebilirsen, işte o zaman gerçekten başlamış olursun.