İran ile siyonist devlet ve onun güdümündeki ABD arasındaki savaş 20 günü geçti. ABD, daha savaşın ilk günlerinde İran’da yaptığı bir okul saldırısında 160 kız çocuğunu katletti. İran, Ayetullah Hamaney’den sonra İran siyasetinde çok ciddi etkisi olan Ali Laricani’yi de kurban verdi. İran, ABD ve katil devletin beklemediği bir şekilde muazzam bir direniş sergiliyor. Savaşın ilk günlerinde ABD’nin sözde İslam devletlerindeki askerî üslerine ve radar merkezlerine yaptığı saldırılarla çok ciddi zararlar verdi. Uzmanların ifade ettiği üzere, deyim yerindeyse ABD’yi ve katil devleti kör etti. ABD’nin savaş maliyeti milyar dolarları buldu. İran’ın balistik füzeleri ise Tel Aviv’in tam orta yerine düşüyor.

Hal böyleyken, bu manzara karşısında bazılarının ilginç tutumları hayret uyandırıyor. Bunlardan bir kısmı, son birkaç yıldır ünlenen bir sosyal medya fenomeninin ve onun peşinden sürüklenen kesimin tutumu. Tam da İran ile siyonist işgal rejimi arasındaki savaşın sürdüğü, Tel Aviv’e düşen füzelerle içimizin ferahladığı bir zamanda, sosyal medya fenomenimiz İranlı mütefekkir-şehit Ali Şeriati’ye yönelik nobran ve ukalaca bir üslupla yaptığı eleştiri videolarıyla gündemi meşgul ediyor. Bunu da sırf Şii ve İranlı olduğu için yapıyor.

Bakın, mesele sosyal medya fenomenimizin ve peşinden sürüklediklerinin Şeriati’yi eleştirmesi meselesi değil. Elbette Şeriati eleştirilebilir ve hatta eleştirilerinin bir kısmının makul olduğu da söylenebilir. Buradaki sorun, bunun tam da İran ile siyonist işgal rejimi-ABD savaşının yaşandığı bir dönemde yapılmasıdır. Müslüman İran halkının ABD ve siyonist işgal rejiminin bombaları altında şehit olduğu, İran’ın her an komutanlarını ve liderlerini feda ettiği bir dönemde bu tartışmaların öne çıkarılmasıdır.

Yine bir kısım Müslüman kardeşlerimizin tutumu da bundan farksız değil. 14 asırdır konuşulup hiçbir çözüme kavuşturulamayan meseleleri, adeta Amerikan füzelerinden daha tahripkâr bir şekilde Müslüman ahalinin üzerine fırlatıyorlar. Bu kardeşlerimiz, tam da bu savaşın sürdüğü bir dönemde kendilerini Şiilik meselesini çözmeye(!) adamış durumdalar.

Tarafları apaçık belli olan bir savaş sürüyor. Bir taraf, İslam coğrafyasının ortasına çökmüş bir kanser hücresi olan siyonist işgal rejimi ve onun hamisi ABD; diğer taraf ise Müslüman İran. Böylesine açık tarafları olan bir savaşta, Müslüman tarafın mezhebinin Şii olmasının ne kıymet-i harbiyesi vardır? “Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez…” diyen Peygamber’in ümmeti değil miyiz? Bu yapılan kardeşini düşmana teslim etmek değil midir?

Hamiliğine soyunduğunuz, ancak kendisinden nasipdar olmadığınız Ehl-i sünnet anlayışı, bu savaşta Müslüman kardeşlerimizin yanında olmayı gerektirmiyor mu? Böyle bir savaşta Müslüman kardeşlerimizin yanlışlarını ve günahlarını unutmak ya da en azından bunları konuşmayı ertelemek gerekmez mi? Hadi bunu yapmadınız hiç değilse susmayı bilmeniz gerekmez mi? Böyle davranarak siyonist işgal rejiminin propagandasını yapan "fonlu goyimlerden" ne farkınız kalıyor?

Hele bir kısım kardeşlerimiz var ki onların durumu daha da içler acısıdır. Katil işgal rejimi ve ABD ile İran’ın savaşında, iman ve İslam kardeşliği gereği Müslüman İran’ın yanında duran Müslümanları, sırf kendileri gibi düşünmedikleri için neredeyse tekfir edecekler. Sefih bir grup ise İran'a destek veren isimleri ve yapıları fişleyip işi cadı avına dönüştürme gayreti içine girmiş durumdalar. Ne yazık ki bu kardeşlerimizin bir kısmı ilim ehli insanlardan oluşuyor. Keşke biraz da hikmet okusalar…

Biz bu çözümsüz gündemlerle meşgul olurken, siyonist işgal rejimi haftalardır Mescid-i Aksa’yı kapalı tutuyor. Ayrıca, siyonist işgal rejiminin İran tarafından yapılmış gibi gösterilecek bir saldırıyla Mescid-i Aksa’yı bombalayabileceğine ve hatta Medine’de dahi hak iddia edebileceğine dair vahim iddialar dolaşıyor. Siyonist işgal rejiminin sözde devlet adamları açıkça hedeflerinde Türkiye’nin de olduğunu ifade etmeye başlamış durumdalar. Büyük israil iddiası ile bütün bir bölgeyi meşru hedef gördüklerini söylemekten çekinmiyorlar...

Hal böyleyken kalbinde Allah korkusu olan her Müslümanın gündemini bu boş tartışmalardan temizlemesi gerekiyor. 14 asırlık Şii meselesini çözmek için bu savaşın sona ermesini bekleyebiliriz. Müslüman kardeşlerimizin, çocuklara varana kadar öldürmekten çekinmeyen siyonist işgal rejimi ve ABD ile olan savaşlarında, parantez koymadan net bir şekilde yanlarında durmalıyız. Zaman, sineğin kanadının necis olup olmadığını tartışma zamanı değildir...