Bugünlerde teknoloji dünyasında herkesin dilinde tek bir kelime var: Yapay zekâ. Sabah uyanıyoruz yapay zekâ, akşam yatıyoruz yapay zekâ. Şüphesiz, Allah’ın insana bahşettiği akıl nimetiyle ortaya koyduğu bu teknoloji insanlık tarihinin en büyük kırılma noktalarından biri. Tıbbı, eğitimi, üretimi kökten değiştirme potansiyeline sahip, muazzam bir nimet. Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var. Teknoloji ne kadar gerçekse, finans dünyasında bu teknoloji üzerine kurulan hayaller o kadar şüpheli görünüyor.
Şu an piyasalarda yaşananlara baktığımızda, "akıl tutulması" diyebileceğimiz bir tabloyla karşılaşıyoruz. Rakamlar o kadar büyüdü ki, gerçeklikle bağını kopardı.
Örneğin, yapay zeka çiplerini üreten Nvidia şirketini ele alalım. Şirketin piyasa değeri 5 trilyon dolar sınırını zorluyor. Bu rakamın ne kadar büyük olduğunu anlamak için şöyle düşünün: Bu tek şirket 96 tane Ford otomobil fabrikası kadar ediyor. Sadece bir şirket! Üstelik finansal bir metrik olan "Fiyat/Kazanç" oranına baktığımızda, yatırımcıların bu şirkete, bugünkü kârı üzerinden önümüzdeki 50 yılın parasını peşin ödediğini görüyoruz. Henüz kazanılmamış, garantisi olmayan bir paranın, hayali bir beklentiyle el değiştirmesi; İslam iktisadındaki "gerçek varlığa dayanma" ilkesinden ne kadar uzaklaşıldığının bir resmidir.
Daha da vahimi, bu devasa değerlemelerin arkasındaki "döngüsel" yapı. Yapay zekâ şirketlerinin çoğu henüz kâr etmiyor. Meşhur ChatGPT'nin sahibi OpenAI, yıllık 5 milyar dolar zarar etmesine rağmen 500 milyar dolar değerlemeyle konuşuluyor. Peki bu değirmenin suyu nereden geliyor? Büyük teknoloji şirketleri (Microsoft, Nvidia vb.) bu yapay zekâ girişimlerine yatırım yapıyor, o girişimler de aldıkları parayla dönüp yine o büyük şirketlerden çip veya bulut hizmeti satın alıyor. Yani sağ cepten çıkan para, sol cebe giriyor ama arada şirketlerin değeri kâğıt üzerinde şişiriliyor. Bu, finansal bir illüzyondur.
Bu durum sadece piyasa dinamikleriyle açıklanamaz; işin içinde ciddi bir devlet politikası da var. Amerika Birleşik Devletleri, bu finansal balonu ayakta tutmak için elinden geleni yapıyor. Öyle ki, ABD Başkanı'nın Arap ülkelerine yaptığı ziyaretlerde, yanında bu yapay zeka şirketlerinin CEO'larını da götürdüğünü, Körfez sermayesini bu şirketlere yatırım yapmaya ikna etmeye çalıştığını görüyoruz. Batı'nın şişirdiği bu balonu, Doğu'nun parasıyla ayakta tutma çabası gözden kaçmamalı.
Sonuç olarak; biz Müslümanlar, teknolojiyi reddedemeyiz. Aksine, ilim ve hikmet müminin yitiğidir, nerede bulursa alır. Ancak teknolojiye hayran olmak başka, küresel finans baronlarının kurduğu bu spekülatif oyunlara kapılmak başkadır. Yapay zeka şirketleriyle nasıl bir ilişkisi olduğunu bilmediğimiz finans uzmanlarının ve bizzat bu şirketlerin yöneticilerinin "uçacak, kaçacak" demelerine körü körüne güvenemeyiz. Kendi teknoloji okuryazarlığımızı ve finansal ferasetimizi geliştirmek zorundayız.
Yapay zekâ devrimine evet; ama insanları manipüle ederek, gerçekte olmayan paralar üzerinden kurulan bu finansal kumara karşı uyanık olmalıyız. Geleceği inşa edenler, balonu şişirenler değil, gerçek ve faydalı üretimi yapanlar olacaktır.