Takvim yaprakları yılın son gününü gösteriyor. Üç yüz altmış beş yaprak daha sessizce düştü. Farkına varmadan geçen bir yıl, ömrümüzden eksildi. Eksilen her yıl ise bizleri kaçınılmaz sona, ölüme bir adım daha yaklaştırdı.

Zaman, gürültü yapmadan ama büyük bir hızla akıp gidiyor; geride ise yaşanmışlıklar, sevinçler, hüzünler ve belki de telafisi zor pişmanlıklar bırakıyor. Bir yıl daha geride kaldı. Şimdi durup düşünme, hesap yapma zamanı. Çünkü zaman, İslâmî bakış açısında rastgele akan bir süreç değil; hesabı sorulacak bir emanettir.

Her geçen yıl, kapanan bir defter gibidir. O defterde nelerin yazılı olduğu ise insanın hayatını neye göre yaşadığıyla doğrudan ilgilidir. Bu yüzden Müslüman için yıl sonu, eğlence ve gösterişten önce muhasebe vaktidir.

Kendimize dürüstçe sormamız gereken sorular var: Bu yıl Rabbime karşı sorumluluklarımı ne kadar yerine getirebildim? Farzlarımda ne kadar istikrarlıydım? Sünnetlerimi yerine getirmekte ne kadar azim gösterdim? Dünya için, dünyalık için çalıştığım kadar ahiretim için de çalışabildim mi? Rabbimin rızasına ulaşma yollarını aradım mı? İbadetlerimi bilinçle mi yaptım, yoksa alışkanlığa mı dönüştürdüm? Dualarım ne kadar samimiydi, tövbelerim ne kadar içtendi?

Sadece Allah’a karşı sorumluluklarımız değil, insanlara karşı vazifelerimiz de bu muhasebenin önemli bir parçasıdır. Aileme yeterince vakit ayırabildim mi? Anne-babamın gönlünü alabildim mi? Akrabalarımla bağlarımı güçlü tutabildim mi? Komşularımın, çevremdeki ihtiyaç sahiplerinin farkında olabildim mi? Yoksa yoğunluk ve bahanelerin arkasına mı sığındım?

Hayat muhasebemiz kendimizle, akrabalarımızla, komşularımızla, yakınlarımızla ve bölgemizle de sınırlı değil. Dünyada yaşanan hadiselerden de sorumluyuz. Bu konuda üzerimize neler düşüyor, bunun da muhasebesini yaptık mı? Özellikle İslam coğrafyasında yaşananlar karşısında üzerimize düşen sorumluluklarımızın ne kadarını yerine getirebildik?

Gazze başta olmak üzere İslam coğrafyasında yaşanan zulüm, katliam, soykırım ve haksızlıklar karşısında bir şeyler yapabildim mi? Mazlumların sesi olmak için meydanlara akın edip zulmün ve zalimin karşısında dik dura bildim mi? Gazze'nin mazlumlarına maddi ve manevi olarak yardımcı olabildim mi?

Yılbaşı, Müslüman için bir kutlama ve eğlence zamanı değildir. O, zamanın kıymetini yeniden idrak, emanet bilinciyle hayatı gözden geçirme anıdır. Çünkü “sonra yaparım” denilerek ertelenen her iyilik, yarın bir pişmanlığa dönüşebilir. Bugün yapılmayan tövbe, yarın için bir yük hâline gelebilir.

Bu yönüyle yeni bir yıl, insan için önemli bir fırsattır. Daha bilinçli bir hayat, daha düzenli bir ibadet, daha derin bir şükür ve daha fazla iyilik için yeni bir imkândır. Kulluğu sadece belli zamanlara sıkıştırmadan, hayatın her alanına taşıyabilmek için bir başlangıçtır.

Yeni bir yıl, kırılan gönülleri onarmak için bir fırsattır. İhmal edilen ibadetleri düzene koymak, ertelenen tövbeleri geciktirmemek, kul hakkı konusunda daha hassas olmak için bir çağrıdır. Geriye dönüp geçen günleri geri getirmek mümkün değildir; fakat insan kendini yenileyebilir. Niyetlerini tazeleyebilir, yönünü yeniden belirleyebilir.

Takvim yaprakları düşerken, düşen sadece günler olmasın; hatalarımız, ihmallerimiz ve pişmanlıklarımızda geride kalsın. Hayatımızla ilgili her alanda yeni bir sayfa açılsın. Asıl yeni yıl, takvim değiştiğinde değil; insan değiştiğinde başlar. Eğer kişi, geçmişin farkındalığıyla geleceğe daha sorumlu bir adım atabiliyorsa, işte o zaman gerçek anlamda yeni bir yıl başlamış demektir.