Dünya nihayet bir gerçeği itiraf ediyor;

Büyüdük ama iyileşmedik.

Zenginleştik ama insan kalamadık.

Rakamlar şişti, vicdanlar zayıfladı.

Bugün ekonomistlerin, sosyolokların, toplum bilimcilerinin ve devletlerin üzerinde ısrarla durduğu "Etki Ekonomisi", bu büyük çöküşün ardından yapılan gecikmiş bir muhasebedir.

Uzun yıllar ekonomiyi rakamların soğuk diline hapsettik. Elde edilen kârlar kutsandı, hızlı büyüme yüceltildi, sonuç sorgulanmadı. "Ne kadar kazandın?" sorusu her şeyin önüne geçti.

Oysa asıl sorulması gereken şuydu:

Kazanırken neyi yıktın, kimi ezdin, neyi tüketip bitirdin? "Etki ekonomisi", bu sorunun artık yüksek sesle sorulmaya başlanmasıdır.

Bugün devletler şunu açıkça görüyor:

Salt büyüme toplumu ayakta tutmuyor.

Sermaye artıyor ama adalet azalıyor.

Üretim çoğalıyor ama umut tükeniyor.

İklim çöküyor, şehirler yoruluyor, insan yalnızlaşıyor. Çok kazanmış olanlar, dev zenginlerin avaneleri hayvanlaşıyor...

Bu yüzden "etki ekonomisi" artık bir iyi niyet çağrısı değil, zorunluluk olarak masaya konuluyor. Çünkü mesele sadece ahlâk değil; bir beka meselesidir.

Sermaye masum değildir. Para dokunduğu her şeyi şekillendirir. Bir işçinin omzunda kambur olur, bir çocuğun geleceğinde karanlık olur, bir nehrin yatağında zehir olur.

Bu yüzden bugün ülkeler şirketlerden sadece vergi değil, hesap soruyor:

Bu kazanç kime yaradı?

Bu üretim doğaya ne yaptı?

Bu büyüme toplumu nereye götürdü?

Etki ekonomisi tam olarak budur: Kârın yanına vicdan dipnotu düşmek.

Batı bugün buna "etki" diyor. İslam bunu asırlar önce "emanet" olarak tanımladı. Mülkün mutlak olmadığını, insanın sadece emanetçi olduğunu söyledi. Bu bakış açısı ekonomiyi kökten değiştirir. Çünkü emanet varsa, hesap vardır.

İslam iktisadı parayı başıboş bırakmaz. Faizi yasaklar; çünkü faiz, paranın çalışmadan kazanma küstahlığıdır.

Zekâtı farz kılar; çünkü servet toplumdan kopamaz. İsrafı haram sayar; çünkü doğa sessiz bir kuldur. Bugün "etki ekonomisi"nin savunduğu ilkelerin tamamı, bu medeniyette ya farzdır ya da haramla çevrilidir.

Modern dünya sosyal etkiyi raporlarla ölçmeye çalışıyor. Biz bunu vakıflarla inşa ettik. Okullar, hastaneler, aşevleri kurduk. Ekonomi büyürken toplum da ayakta kalsın diye. Etki ekonomisinin bugün zorunlu hale getirilmesinin sebebi budur: Gönüllülük yetmedi. İnsanlık kendi kendini frenleyemedi.

Artık herkes görüyor ki, doğayı tüketen ekonomi geleceği ipotek eder. Toplumu ezen şirket devleti de zayıflatır. Adaletsiz büyüme, istikrarsızlık üretir.

Bu yüzden etki ekonomisi artık "olsa iyi olur" değil, "olmazsa olmaz" noktasına gelmiştir.

"Etki ekonomisi" bir devrim değil, bir itiraftır. Batı paranın ruhsuzluğunu fark etti. Biz ise ruhlu ekonomiyi unuttuk.

Kazanç insanı yüceltmiyorsa, o kazanç iflastır.

Rakamlar büyüyebilir; ama vicdan küçülürse, o ekonomi çoktan çökmüştür.