Geçen hafta bir baba ile kızının masum ama derin sorusuna kulak vermiştik: "Hangi ülke güvenli?"

Cevap ararken fark ettik ki asıl mesele sınırlar değil, zihinlerdi.

Bu hafta aynı baba ve kız, daha yakıcı sorularla karşımızda:

Ne yemeliyiz?

Ne giymeliyiz?

Ne dinlemeliyiz?

Çünkü artık güvenlik yalnızca fiziksel değil; kültürel, zihinsel ve ahlaki bir mesele.

Baba kızın konuşması sofrada başlıyor.

Kız soruyor: "Baba, neden her şey bu kadar yapay?"

Baba duraksıyor.

Çünkü mesele yalnızca katkı maddeleri değil; hayatın kendisi katkılı hale gelmiş durumda.

Bugün ne yediğimiz kadar, bize neyin "yedirildiği" önemli.

Sadece gıda değil; fikirler, algılar, korkular…

Hepsi paketlenmiş halde servis ediliyor.

Giyim meselesi de farklı değil.

Bir zamanlar kimliğin ifadesi olan kıyafet, bugün kimliksizleşmenin aracı haline getiriliyor.

Kızın dolabındaki seçenekler arttıkça, aslında seçeneklerin ne kadar daraltıldığını fark ediyor baba.

Ve müzik…

Belki de en sessiz dönüşüm burada yaşanıyor.

Ruhu beslemesi gereken ezgiler, çoğu zaman ruhu uyuşturan bir araca dönüşüyor.

Baba kızın konuşması burada derinleşiyor:

"Peki doğru olan ne?" diye soruyor kız.

Cevap, geçmişin tozlu raflarında değil; hayatın merkezinde saklı:

Resülün Sünnetinde…

Yani insanın yaratılışına uygun, fıtratı koruyan denge.

Bu denge, sadece bireysel bir tercih değil; toplumsal bir direniş hattıdır.

Çünkü çağımızın en büyük hastalığı artık cehalet değil; dezenformasyon.

Bilginin kirletilmesi, gerçeğin eğilip bükülmesi…

Bir tarafta yüz binlerce trol hesap,

Diğer tarafta "fenomen" adı altında yön veren görünmez eller.

Toplumun duyguları, hassasiyetleri, korkuları…

Hepsi ince ince işleniyor.

Son yıllarda ortaya çıkan bazı itiraflar, bu manipülasyonun boyutunu gözler önüne serdi.

Yıllarca istihbarat sahasında görev yapmış isimlerin anlattıkları, bir gerçeği tekrar hatırlattı:

Algı yönetimi artık savaşların en güçlü silahı.

Baba kızın sohbeti bu noktada suskunluğa bürünüyor.

Çünkü mesele artık sadece bireysel tercihler değil; bir toplumun yönü.

Sonunda baba, kızına dönüp şunu söylüyor:

"Doğruyu bulmak zor değil kızım… Ama doğru kalmak zor."

Bugün ne yediğimiz ne giydiğimiz ne dinlediğimiz…

Hepsi bir tercihten öte, bir duruşun parçası.

Ve belki de asıl soru şu:

Biz gerçekten seçiyor muyuz, yoksa bize seçtirilenleri mi yaşıyoruz?

Cevap, "Anam babam sana feda" diyerek sarıldığımız Resülün Sünnetinde saklı.