Tarihin her dönemi, gücün kaynağını farklı coğrafyalara ve medeniyetlere taşımıştır. Ancak bugün gelinen noktada açıkça görülmektedir ki; ekonomik, jeopolitik ve kültürel gücün gerçek potansiyeli, yeniden İslam dünyasının ellerinde toplanmaktadır. Bu bir iddia değil; enerji hatlarından ticaret yollarına, genç nüfustan doğal kaynaklara kadar uzanan geniş bir hakikatin kendisidir.

Petrol ve doğalgaz rezervlerinin büyük kısmını barındıran İslam coğrafyası, küresel ekonominin can damarını elinde tutmaktadır. Körfez'den Orta Asya'ya, Kuzey Afrika'dan Anadolu'ya uzanan bu hat, yalnızca yer altı zenginlikleriyle değil; aynı zamanda stratejik geçiş noktalarıyla da dünya siyasetinin merkezindedir. Bugün enerji olmadan sanayi, sanayi olmadan güç düşünülemez. Bu gerçeklik, İslam dünyasını yeniden küresel dengenin ana aktörlerinden biri haline getirmektedir.

Tarih de bu yükselişin ipuçlarını çok önceden vermiştir. Nitekim İslam'ın istiklal marşının yazarı Mehmet Akif Ersoy'un dizelerinde geçen şu ifadeler, bir medeniyetin sönmeyen ruhunu anlatır:

"Ufukta şimdi güneş sönmek üzere sallanıyor;
Şu var ki çevresi hâlâ parıl parıl yanıyor.
Biraz geçince şuaât-ı vâpesiniyle,
Dikildi geldi de karşımda ansızın Nil'e…"

Bu dizelerin anlamı derindir: Güneş batıyor gibi görünse de, aslında ışığını kaybetmez; aksine başka ufuklarda yeniden doğmak üzere hareket eder. İşte İslam medeniyeti de böyledir. Zaman zaman geri çekilmiş, zaman zaman karartılmak istenmiş; ancak hiçbir zaman tamamen sönmemiştir.

Bugün de aynı hakikat geçerlidir:

İslam güneşi hiç sönmedi, hiçbir zaman da sönmeyecek.

Zulüm arttıkça, bu ışık daha da belirgin hale gelecek.

Baskı arttıkça, insanlar hakikati daha çok arayacak.

Modern tarihe bakıldığında da bu dönüşümün izleri açıkça görülmektedir. Süveyş Kanalı kriziyle birlikte Birleşik Krallık'ın küresel hâkimiyetinin sarsılması ve Hürmüz Boğazı üzerindeki denetim mücadeleleri, Batı'nın mutlak güç algısının kırıldığı dönüm noktaları olmuştur. Bu iki kritik gelişme, yalnızca askeri ya da siyasi yenilgiler değil; aynı zamanda küresel güç merkezinin doğuya kayışının sembolleridir.

Artık dünya yeni bir eşiğin üzerindedir. Ekonomik akışlar, enerji yolları ve nüfus dinamikleri; İslam dünyasının lehine işlemektedir. Bu bir "geri dönüş" değil, aslında özüne dönüşün ta kendisidir.

Çağlayan bir nehir gibi…

Önüne çıkan engelleri aşarak, daha gür, daha güçlü…

İslam huruşan geliyor.