Bu yılki Ramazan ayı diğer yıllardan farklı geçiyor. Okullarda, gerek sosyal medyada gerek TV ekranlarında, okul ikliminde gözle görülür bir değişim yaşanıyor gibi. Kantin sıraları seyrekleşmiş, sınıflarda "tekne orucu" hikayeleri anlatılıyor, panolar yardımlaşma temalı resimlerle dolmuş. Dışarıdan bakıldığında sadece dini bir ritüel gibi görünen bu tablo, bir psikolog gözüyle incelendiğinde çocuk ve ergen ruh sağlığının en temel üç sütununa dokunur: irade, aidiyet ve empati.

Peki, okullardaki etkinlikler çocuk ruh sağlığını nasıl etkiliyor?

İrade: Modern Çağın "Sabır Atölyesi"

Günümüz dünyası çocuklara her şeyi "hemen şimdi" elde etmeyi öğretiyor. İstediği videoya saniyeler içinde ulaşan, acıktığı an atıştırmalığa kavuşan "hız çağı" nesli için Ramazan, aslında devasa bir hazzı erteleme (delayed gratification) laboratuvarıdır.

Psikoloji literatüründe meşhur "Marshmallow Testi" ile bildiğimiz o irade eğitimi, okul sıralarında somut bir karşılık bulur. Okulda arkadaşı yemek yerken bekleme becerisi gösteren bir çocuk, sadece fiziksel bir açlığa direnmiyor; aslında beynindeki prefrontal korteksi, yani karar verme ve özdenetim merkezini eğitiyor. Bu süreç, akademik başarıdan duygusal zekaya kadar hayatın her alanında ihtiyaç duyacağı "otokontrol" kasının güçlenmesidir. Ancak bu eğitimin bir "dayanıklılık testine" dönüşüp çocuğu bitkin düşürmemesi, pedagojik sınırların korunması hayati önem taşır.

Aidiyet: “Biz" Olmanın İyileştirici Gücü

Çocukluk ve özellikle ergenlik dönemi, bir gruba ait olma ihtiyacının zirve yaptığı zamanlardır. Okullardaki ortak iftar sofraları veya sınıf içi süslemeler, bu aidiyet duygusunu besler. Psikolojide sosyal aidiyet, kaygının en büyük panzehridir.

Ortak bir değer etrafında birleşmek, çocuğa "Yalnız değilim, bir bütünün parçasıyım" mesajı verir. Burada dikkat edilmesi gereken en hassas nokta ise kapsayıcılıktır. Okul iklimi; oruç tutan öğrenciyi "üstün" bir mertebeye koyarken, tutamayanı veya farklı inancı olanı "ötekileştirmemelidir. Gerçek bir psikolojik olgunluk, "bizden olmayanın" varlığına saygı duyulan ve herkesin kendini güvende hissettiği bir atmosferde filizlenir.

Akademik Kaygı ve Fiziksel Sınırlar

Bir diğer önemli boyut ise sınav senesindeki öğrencilerdir. LGS veya YKS hazırlığındaki bir gencin oruç tutma isteği ile akademik performans kaygısı arasında kalması, ciddi bir içsel çatışma yaratabilir. Bu noktada okul psikolojik danışmanlarına ve ebeveynlere büyük görev düşüyor:

  • Gencin bu kararını bir "performans baskısına" dönüştürmemek,
  • Biyolojik sınırlarına saygı duymasını sağlamak,
  • Ve en önemlisi, "başarısızlık korkusu" ile "manevi sorumluluk" arasında bir suçluluk sarmalı oluşmasını engellemek gerekir.

Empati: Sadece Mideyi Değil, Kalbî Doyurmak

Okullardaki Ramazan etkinliklerinin en kıymetli çıktısı kuşkusuz "paylaşım" kültürüdür. Askıda yemek uygulamaları veya ihtiyaç sahipleri için hazırlanan koliler, çocuğun kendi konfor alanından çıkıp bir başkasının mahrumiyetine bakmasını sağlar.

Psikolojik açıdan altruizm (özgecilik), yani başkasına karşılıksız yardım etmek, bireyin özsaygısını ve yaşam doyumunu en çok yükselten eylemlerden biridir. Çocuk, birine yardım ederken aslında kendi iç dünyasındaki "yeterlilik" duygusunu onarır.

Ebeveyn ve Eğitmenlere Öneriler

  • Baskıdan Kaçının: Çocuğun motivasyonu dışsal bir ödül veya cezadan değil, içsel bir meraktan gelmelidir.
  • Duyguyu Konuşun: Sadece açlığı değil; sabrı, paylaşmayı ve sakinliği ön plana çıkarın.
  • Rol Model Olun: Çocuklar söylediklerimizden ziyade, zorlandığımız anlardaki tepkilerimizi kopyalarlar.

Sonuç Olarak

Okul koridorlarındaki Ramazan, sadece bir takvim olayı değil, yaşayan bir rehberlik sürecidir. Hedefimiz çocuklarımıza sadece aç kalmayı değil; iradeli, aidiyet hissi güçlü, sınırlarını bilen ve empati kurabilen esnek bireyler olmayı öğretmek olmalıdır.

Unutmayalım ki; en iyi terbiye, çocuğun kalbinde "zorunluluk" değil, "sorumluluk" ve "sevgi" uyandırabilmektir.