Hüzün takviminde firak yaprağı; Günlerden 17..

Cihad ikliminde şahidlik ayı, aylardan Ocak..

Erkekler meydanında Sancak Devri, yıllardan 2000 anısına;

Cehennem mekânların Cennet mekânlara vesvesesi vardı milenyumun şafağında. Salyaları dudaklarından, necis pençeleri tırnaklarından akıyordu sırtlanların.

Ocağı batasıcalar, Ocaklar söndürmeye gelmişti yine yeni bin yılın afakında.

Hiç bu kadar darlamamıştı beni yağan karlar. Hiç bu kadar kızıl olmamıştı kar taneleri. Zindanlar hiç bu kadar siyah, sokaklar hiç bu kadar pus olmamıştı.

Ciğerlerde harlanan ateş, gözlerde şebnem olurken mücahidler hiç bu kadar Uhud olmamıştı.

Bacılar camların buğulanan yanağına yazdılar ‘Ya Huseeeyn’

Analar Ocağın ayazında, mazlumların avazında bağırdılar ‘Ya Huseeeyn’

Dostlar Neccar’ın kovulmuşluğunda çağırdılar ‘Ya Huseeeyn’

Yusuflar mazgal mazgal yazdılar ‘Ya Huseeeyn’

Belki de ilk kez ses vermedi, veremedi on yedisinde. Yetmedi, yetişemedi Ocağında.

***

Sensizliği sessizliğe setreyledi zaman. Sesli çığlıklarda davetin vezin, mahrem duygularda yolun serpaş oldu. Sanki Asır yemin ediyordu edeple; Düştüğün yerden kalkacaktı nesiller. Çünkü;

Onlar çölde serap, Sen Vaha

Onlar saraylarda debdebe, Sen Musa

Onlar putlara asker, Sen İbrahim'e balta

Onlar sokak sokak Taif, Sen ümmete Yesrib oldun

Biliyoruz bir seher vaktinde dönmeyeceksin artık. Dönüşsüzlüğü ders ettiğinden beri As bin Vail'e müradif oldu katillerin. Onların isimleri sokaklara caddelere verildi belki ama Kerbela'dan bu yana ses tellerine mahya oldu senin adın.

Ebrehe kibrine ebabil oldu gençlerin

Şirkin zifirisine fener oldu çağrın

Taif'in sokak takımına Addas oldu cehdin

Savaş atlarının sırtında cihadın tozunu yuttu yarenlerin

Sen inşallah Şahid

Sen inşallah Şehid