Dr. Ümit Aktaş, oruç tutmanın insanın biyolojik ritmiyle uyumlu bir beslenme düzeni sunduğunu ifade ederek özellikle iftarda kontrolsüz ve hızlı yemek yemenin kan şekeri dalgalanmalarına ve kalp-damar sistemi üzerinde olumsuz etkilere yol açabileceğini söyledi. Oruç ibadetinin hem ruhani hem de fiziksel açıdan sağlığa katkı sağlayabileceğini dile getirdi.

Sahurda protein ve yağ dengesi önemli

Ramazan döneminde sık yapılan hatalar arasında sahura kalkmamak, karbonhidrat ağırlıklı beslenmek, kısa sürede aşırı su tüketmek ve kafeinli içeceklere yönelmek yer alıyor. Bu alışkanlıkların gün içinde erken acıkma, yoğun susuzluk hissi ve halsizliğe neden olduğunu belirten Aktaş, dengeli beslenmenin en önemli unsur olduğunu ifade etti. "Sahur yapılmadan oruç tutulması ani kan şekeri düşüşlerine ve dalgalanmalara yol açabilir. Bu nedenle sahurda tüketilen besinlerin içeriğine özellikle dikkat edilmelidir." diyen Aktaş, unlu ve şekerli gıdaların kan şekerini hızla yükseltip ardından düşürdüğünü, bunun da gün içinde açlık hissini artırdığını söyledi.

Protein ve sağlıklı yağların ise kan şekerini dengede tutarak uzun süre tokluk ve dengeli enerji sağladığını belirten Aktaş, sahurda yumurta, peynir, zeytin, fermente gıdalar ve sebzelerin tercih edilmesini önerdi. Çay ve kahvenin sınırlı tüketilmesi, suyun ise iftardan sahura kadar zamana yayılarak içilmesi gerektiğini kaydetti.

İftarı yavaşlatmak metabolik dengeyi koruyor

Uzun süren açlığın ardından iftarın bir anda ağır yemeklerle yapılmasının vücut üzerinde ani yük oluşturduğunu belirten Aktaş, iftarın kontrollü ve aşamalı şekilde yapılmasının önemine dikkat çekti.

"İftarı ikiye bölmek çok önemli bir kuraldır. Orucu hurma veya zeytinle açtıktan sonra bir kase çorba içip yaklaşık 20 dakika ara vermek hem iştah kontrolünü sağlar hem de kan şekeri dengesini destekler." ifadelerini kullanan Aktaş, hızlı ve kontrolsüz beslenmenin kalp-damar sistemi açısından risk oluşturabileceğini söyledi.

Ana öğünde kemikli et yemekleri, zeytinyağlı sebzeler, salata ve fermente gıdaların tercih edilmesinin sindirim sistemi açısından daha uygun olduğunu belirten Aktaş, hamur işi, rafine şeker ve yoğun tatlı tüketiminin ertesi gün susuzluk hissini artırabileceğini ve kan şekeri dengesini bozabileceğini dile getirdi.

Su tüketiminde doğru zamanlama önemli

İftardan sahura kadar düzenli aralıklarla su içmenin vücut dengesi açısından temel gereklilik olduğunu ifade eden Aktaş, kafeinli içeceklerin suyun yerini tutmadığını hatırlattı. "Bir anda alınan yüksek miktardaki su böbrekler tarafından hızla atılır ve sindirimi zorlaştırabilir. Bu nedenle su tüketimi zamana yayılmalıdır." diyen Aktaş, en uygun yöntemin iftardan sonra başlayarak sahura kadar her yarım saat ya da bir saat arayla bir bardak su içmek olduğunu belirtti.

İftardan sonra yapılacak hafif yürüyüşlerin sindirimi desteklediğini ve enerji seviyesini olumlu etkilediğini kaydeden Aktaş, sahurda kafeinli içeceklerin diüretik etkisi nedeniyle sınırlı tüketilmesi gerektiğini söyledi.

Tatlı tercihinde ölçü önemli

Şekerli gıdaların mümkün olduğunca sınırlandırılması gerektiğini belirten Aktaş, tüketilecekse meyve bazlı ve sade tatlıların küçük porsiyonlarla tercih edilmesinin daha dengeli bir yaklaşım olacağını ifade etti. Sık tatlı tüketiminin kan şekeri kontrolünü zorlaştırabileceğini sözlerine ekledi.

Risk grupları dikkat etmeli

Uzun süreli açlığın bazı sağlık durumlarında risk oluşturabileceğini belirten Aktaş, insülin kullanan diyabet hastaları, ciddi kalp-damar rahatsızlığı bulunanlar, kanser tedavisi görenler, hamileler ve yeni doğum yapmış annelerin mutlaka hekim görüşü alması gerektiğini vurguladı. Dr. Ümit Aktaş, bilinçli beslenme alışkanlıklarının yalnızca Ramazan döneminde değil, yıl boyunca sağlığın korunmasında belirleyici rol oynadığını ifade etti.

Kaynak: İLKHA