"İlim" kelimesi Arapça kökenli olup sözlükte "bilgi" anlamına gelir. Ancak kavram olarak ilim, sıradan bir bilgiden daha kapsamlı ve derin bir muhtevaya sahiptir. İlim; akla ve sahih delile dayanarak, gerçeğe uygun ve kesin bir şekilde bir şeyin hakikatini bilmektir.

İslam düşüncesinde ise ilim; Allah'ı (Celle Celâlühû) tanımak, O'nun hükümlerini bilmek, Kur'an-ı Kerim'i ve Resûlullah'ın (sallallâhu aleyhi vesellem) sünnetini öğrenmek şeklinde tanımlanır. Bu yönüyle ilim, insanı hem dünya hem de ahiret saadetine ulaştıran temel bir değerdir.

Kur'an-ı Kerim'in ilk emrinin "Oku" olması, İslam dininin ilme verdiği önemi açıkça ortaya koymaktadır. Bu emir, yalnızca harfleri okumayı değil; anlamayı, düşünmeyi ve araştırmayı da kapsamaktadır.

Yüce Allah, birçok ayette ilmin değerini ve ilim sahiplerinin üstünlüğünü bildirmiştir. Nitekim şöyle buyurulmaktadır:

"Allah, sizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilmiş olanları derecelerle yükseltir." (Mücâdele, 11)

Bu ayet, ilmin insanın manevi derecesini yükselten bir unsur olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi vesellem) de hadislerinde ilmin faziletine ve ilim talibinin önemine dikkat çekmiştir.

Elbette İlim denildiğinde yalnızca dini ilimler kastedilmez. İslam düşüncesinde ilim; hem şer'î ilimleri hem de fennî (pozitif) ilimleri kapsar. Çünkü hakikate ulaştıran her bilgi, insanlık için kıymetlidir.


Kur'an-ı Kerim'de kaleme yemin edilmesi de bilginin yazılması, korunması ve aktarılmasının önemini göstermektedir. Bu durum, ilmin sadece öğrenilmesi değil; aynı zamanda topluma fayda sağlayacak şekilde kullanılması gerektiğini de ortaya koymaktadır.
İlim, insanı cehaletten kurtaran, toplumları yükselten ve bireyi olgunlaştıran en temel değerdir. İslam dini, ilmi bir ibadet şuuru ile ele almış; öğrenmeyi ve öğretmeyi yüceltmiştir. Bu sebeple Müslüman için ilim, hayatın merkezinde yer alması gereken vazgeçilmez bir sorumluluktur.

Buna binaen insan; okumalı, okuduğunu anlamalı ve kavradığı bilgiyi kalemle yazarak sağlamlaştırmalıdır. Yani önce sadra, sonra satıra işlemelidir.

Âlim olanlar, yani ilim ehli olanlar, Allah'tan en çok korkan kimselerdir. Çünkü Allah Teâlâ'yı hakkıyla bilenler onlardır. O'nun rahmetini de azabını da bilir; hayatlarını buna göre düzenler ve insanları da böyle bir yaşantıya teşvik ederler. Böylece toplumu ihya ve inşa ederler.

Nitekim Allah (Celle Celâlühû) Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:

"Ancak kulları içinde Allah'tan hakkıyla korkanlar âlimlerdir."

Bu ayet, ilim ehlinin takva sahibi kimseler olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Yani Allah'tan en çok korkan kimseler olduğunu belirtiyor

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi vesellem) de Hadis-i şeriflerinde ilmin, cennete giden yol olduğunu bildirmiştir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

"Kim ilim öğrenmek için yola çıkarsa, Allah (Celle Celâlühû) ona cennete giden yolu kolaylaştırır."

Bu hadis, ilmin insanı hem dünya hem de ahiret saadetine ulaştıran bir vesile olduğunu göstermektedir.

Ayrıca hadislerde, meleklerin ilim talebeleri için kanatlarını yere serdiği ifade edilmektedir. Bu, ilim yolunun ne kadar değerli ve şerefli bir yol olduğunu anlatan güçlü bir teşbihtir.

Başka bir hadiste ise yeryüzündekilerin ve gökyüzündekilerin ilim ehli için istiğfar ettiği bildirilmektedir. Bu da ilmin ve ilim talebesinin Allah katındaki yüce makamını göstermektedir

Yine bir başka hadis-i şerifte, ilmin önemine dikkat çeken Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurmaktadır:

"Âlimin âbide üstünlüğü, ayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir."

Bu benzetme, âlimin insanlara yol göstermesi ve onları aydınlatmasının, ayın karanlık gecede etrafı aydınlatmasına benzetildiğini ifade eder. Nasıl ki ayın ışığı yıldızlardan daha parlak ve belirgindir; ilim ehlinin rehberliği de insanlara daha güçlü ve açık bir yol gösterir.

İlmi öven ayet ve hadislerin yanı sıra sahabelerin de bu konuda kıymetli sözleri vardır.

Hz. Ömer (radıyallahu anh) şöyle buyurmuştur:

"Gece namaz kılan, gündüz oruç tutan bin âbidin ölümü, Allah katında bir âlimin ölümünden daha hafiftir."

Bu söz, ilmin topluma sağladığı faydanın büyüklüğünü göstermektedir. Çünkü âlim yalnızca kendisi için değil, toplum için de bir rehberdir.

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) ise şöyle buyurmuştur:

"Bir saat oturup dini anlayarak öğrenmem, bana Kadir gecesini ihya etmekten daha sevimlidir."

Bütün bu ifadeler, ilmin ne kadar kıymetli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ancak burada en önemli husus, ilmin insana gerçekten bir şey katmasıdır. Eğer öğrenilen ilim kişinin ahlakını güzelleştirmiyor, ibadetini artırmıyor, Allah'a olan bağlılığını güçlendirmiyor ve onu Allah'a daha fazla yaklaştırmıyorsa, o ilim amacına ulaşmamış demektir.

Gerçek ilim, hayata dokunan; insana yön veren ve ufuk açan ilimdir. Hayata yansımayan bilgi ise hakiki anlamda ilim değildir.

Çünkü ilim bir aksiyondur; insanı harekete geçirir, dönüştürür ve olgunlaştırır.

Davamızın sonu Allah'a hamd etmektir.

Selametle…