Orta Çağ Avrupa’sında bugün sofraların vazgeçilmezi olan çatal, uzun yıllar boyunca kuşkuyla karşılanan bir araçtı. Dönemin dini anlayışı ve toplumsal alışkanlıkları nedeniyle birçok bölgede çatal kullanımı doğal bulunmuyor, hatta bazı çevrelerde kibir göstergesi olarak değerlendiriliyordu. Özellikle Roma Katolik Kilisesi’nin etkili olduğu dönemlerde, insanların yemeklerini elleriyle yemesi gerektiği düşüncesi yaygındı.

Din adamlarının bir bölümü, insan parmaklarının Tanrı tarafından yemek yemek için yaratıldığını savunuyor, metal bir araç kullanmanın doğallığa aykırı olduğunu savunuyordu. Çatal kullanan kişiler ise zaman zaman gösteriş meraklısı olmakla eleştiriliyordu. Aracın sivri uçlarının şeytan tasvirlerinde yer alan yabaya benzetilmesi de çatalın olumsuz algılanmasına neden olmuştu.

Avrupa’nın çatal ile tanışmasının yaygınlaşması ise Bizans üzerinden gerçekleşti. 11. yüzyılda Bizans’tan İtalya’ya gelen bazı soyluların altın çatallar kullanması, dönemin Venedik toplumunda şaşkınlığa neden olmuştu. Yemeğe doğrudan elle dokunmamak, birçok kişi tarafından yapay ve aşırı gösterişli bir davranış olarak görülüyordu. Hatta bazı din adamları, çatal kullanan aristokratları sert biçimde eleştiren vaazlar verdi.

Çatalın kabul görmesi ise oldukça uzun sürdü. 17. yüzyılda İngiltere’de bile bu aleti kullanan kişiler “İtalyan modasına özenen züppeler” şeklinde alaya maruz kalıyordu. Ancak zaman içinde hijyen anlayışının değişmesi ve aristokrat sofralarında çatalın prestij unsuru haline gelmesiyle bu algı yavaş yavaş kırıldı.

Bugün dünyanın dört bir yanında kullanılan çatalın geçmişi, toplumların yeni alışkanlıklara karşı nasıl direnç gösterebildiğini ortaya koyan ilginç örneklerden biri olarak kabul ediliyor.

Muhabir: Nimet Gündüz