İstanbul Barosu, devletin çocukları, gençleri ve aile yapısını korumak amacıyla 15 ilde eş zamanlı düzenlediği “Ailem Güvende” operasyonlarını hedef alan bir açıklama yayımladı. Baro, operasyonlar kapsamında gerçekleştirilen gözaltıları “hak ihlali” olarak nitelendirdi.

Baro yönetiminin açıklaması, LGBT derneklerine yönelik operasyonlar üzerinden yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Yurt dışından bu yapılara aktarıldığı belirtilen milyonlarca dolarlık fonlar, fuhuş ve istismar ağları, çocukları hedef alan müstehcen içerikler ve toplumu cinsiyetsizleştirmeye yönelik projeler gündeme gelirken, İstanbul Barosu’nun gözaltıları doğrudan “hak ihlali” olarak değerlendirmesi eleştirildi.

Baronun açıklamasında, Anayasa ve kanunlarla koruma altına alınan “aile”, “genel ahlak” ve “çocukların korunması” gibi kavramların operasyonlara gerekçe gösterilmesi “soyut ve belirsiz” ifadeler olarak değerlendirildi. Eleştirilerde ise çocukların ve aile yapısının korunmasının neden soyut bir gerekçe olarak görüldüğü sorgulandı.

LGBT yapılanmalarının faaliyetlerine ilişkin tartışmalar yalnızca Türkiye ile sınırlı değil. 2024 yılında İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi için Dr. Hilary Cass tarafından hazırlanan raporda, çocuk ve gençlere yönelik cinsiyet disforisi hizmetlerine ilişkin mevcut kanıtların yetersiz olduğu ve tedavi yaklaşımının yeniden değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.

Türkiye’de ise MASAK raporlarına atıfla, yurt dışından sağlanan bazı hibelerin LGBT yapılanmalarının çeşitli faaliyetlerinde kullanıldığı yönünde iddialar gündeme getirildi. ABD’nin Kaliforniya gibi eyaletlerinde çocukların cinsiyet geçişi ve hormon tedavisi süreçlerinde ailelerin bilgilendirilmesine ilişkin tartışmalı düzenlemeler de eleştirilerin başlıklarından biri oldu.

Global Philanthropy Project verilerine göre de LGBT hakları alanında faaliyet gösteren kuruluşlara dünya genelinde iki yıllık dönemlerde 860 milyon doların üzerinde doğrudan kaynak aktarılıyor. Söz konusu kaynakların medya, sivil toplum kuruluşları ve çeşitli kurumsal yapılardaki faaliyetleri finanse ettiği belirtiliyor.

İstanbul Barosu’nun operasyonları “hak ihlali” olarak nitelendirmesine yönelik eleştirilerin merkezinde ise şu soru yer alıyor: Çocukların, aile yapısının ve toplumun korunmasına yönelik politikalar söz konusu olduğunda barolar neden bir kez de ailenin ve çocukların hukukunu savunmuyor?