İstanbul, 7 Kasım 2025 — Türkiye siyasetinin yakın tarihine damga vuran Susurluk olayının en çok konuşulan isimlerinden biri Abdullah Çatlı. 1990’lı yıllarda devlet-mafya-siyaset ilişkilerini kamuoyunun gündemine taşıyan bu figür, hem Türkiye’de derin devlet iddialarının simgesi hem de yıllardır tartışılan bir tarihî muamma olarak kalmaya devam ediyor.

Kimdi Abdullah Çatlı?

Abdullah Çatlı, 1 Haziran 1956’da Nevşehir’de doğmuş; 1970’li yıllarda ülkücü hareket içinde aktif bir isim olarak öne çıkmıştır. Ülkü Ocakları’nda yöneticilik yaptı ve birçok siyasi şiddet olayına karıştığı iddialarıyla anılmıştır. 1978’deki siyasi cinayetler, bombalamalar ve kahve taramalar gibi olaylarda adı geçmiş; hukuki süreçlerde çeşitli suçlamalarla yargılanmıştır.

12 Eylül 1980 darbesi sonrası yurt dışına çıkan Çatlı, uyuşturucu kaçakçılığı dahil birçok suçtan yargılanmış, ancak kaçaklığın ve sahte kimliklerin izi onu birçok tiyatro benzeri olayla ilişkilendirmiştir.

Susurluk olayı ve kaza

3 Kasım 1996’da Balıkesir’in Susurluk ilçesi yakınlarında meydana gelen trafik kazası, Türkiye siyasi tarihinin en büyük olaylarından biri olarak kabul edilir. O gün araçta:

· Ağır suçlarla aranan Abdullah Çatlı (sahte kimlikle),

· İstanbul Emniyet Eski Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ,

· DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Edip Bucak,

· Çatlı’nın yanındaki Gonca Us bulunuyordu.

Kaza sonucunda Çatlı, Kocadağ ve Us öldü; Bucak ise ağır yaralı kurtuldu. Araçta silahlar ve sahte evraklar bulunması, "devlet içi gayriresmî ilişkiler" iddialarını doğrudan kamuoyuna taşıdı.

Derin devlet iddiaları neden hâlâ bitmiyor?

Susurluk olayının ortaya koyduğu tablo, sıradan bir trafik kazası olmaktan çok daha fazlasıydı. Aynı araçta Interpol tarafından kırmızı bültenle aranan bir mafya lideri, yüksek rütbeli bir polis ve bir milletvekilinin birlikte olması, yıllar boyunca tartışılan derin devlet kavramını Türkiye gündemine taşıdı.

Bu olay, devletin resmi kurumlarıyla yasa dışı örgütlerin bağlantılı olabileceği iddialarını güçlendirdi. Derin devlet olarak adlandırılan bu yapı, devlet içindeki gayriresmî ve yasa dışı güç odaklarının siyasi ve ekonomik karar süreçlerine etkisi anlamına geliyor — ve Susurluk bu iddiayı somut verilerle toplumun önüne koydu.

Devlet yetkililerinden bazı imzaların, sahte kimlik ve ruhsatta bulunması gibi bulgular; Çatlı’nın devlet kaynaklı operasyonlarda kullanıldığı iddialarını canlı tuttu. Ayrıca kazanın ardından yaşanan siyasi yansımalar, soruşturmaların kapsamı ve bazı belgelerin açıklanmaması, tartışmaları bitirmeyen nedenler arasında gösteriliyor.

Günümüzdeki tartışmalar

Çatlı’nın ölümü üzerinden neredeyse 30 yıl geçmiş olmasına rağmen, adı hâlâ siyaset tartışmalarında ve belgesel ya da kitap çalışmalarında yer alıyor. Onu bir vatansever olarak görenler olduğu gibi; devletin kirli ilişkilerinin bir parçası olarak değerlendirenler de bulunuyor. Bu çift yönlü algı, Susurluk ve "derin devlet" tartışmalarının neden bitmediğinin temel nedenlerinden biri olarak görülüyor.

Abdullah Çatlı sadece Türkiye tarihinin karanlık bir döneminin figürü değil, aynı zamanda devletle mafya ilişkileri gibi köklü tartışmaların güncel sorgulamalarına hâlâ referans oluşturan bir isim olarak hafızalarda yer alıyor.

Muhabir: Nimet Gündüz