Türkiye’de kayıtlı istihdam sayısı 16 milyon 699 bine ulaşırken, sendikalı işçi sayısının 2 milyon 414 binde kalması nedeniyle ücret artışları çoğu çalışan için işverenin takdirine bağlı olarak belirleniyor. Bu durum zaman zaman yargıya taşınan uyuşmazlıklara neden oluyor.

Habertürk yazarı Ahmet Kıvanç’ın aktardığına göre, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun verdiği kararın merkezinde taşeron firmada uzun yıllar çalışan bir işçinin açtığı dava yer aldı.

Dosyaya göre işçi, çalıştığı şirket başka bir taşeron firmaya devredildiğinde kendisine imzalatılan “bordro sadeleştirme” belgesinin ardından, yılda dört kez aldığı sosyal yardım ve ikramiyelerin maaş bordrosunda “diğer” kalemi altında gösterildiğini belirtti. Ancak yıllar içinde maaşına zam yapılmasına rağmen bu kalemde artış yapılmadığı, söz konusu hakların enflasyon karşısında değer kaybettiği öne sürüldü.

Emeklilik sonrası farkı fark eden işçi, geriye dönük ücret ve kıdem tazminatı alacakları için dava açtı. İlk derece mahkemesi işçiyi haklı bulurken, dosya temyize taşındı.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ise uyuşmazlığa ilişkin yeni ölçütler belirledi. Kararda, iş sözleşmesinde aksi yönde hüküm bulunmadıkça işverenin çalışanlara asgari ücret artış oranında zam yapma zorunluluğu olmadığı vurgulandı. İşverenin temel yükümlülüğünün, ödenen ücretin yürürlükteki asgari ücretin altına düşmemesi olduğu ifade edildi.

Öte yandan, geçmişte imzalatılan bordro sadeleştirme belgelerinin işçinin gelecekteki zam haklarından vazgeçtiği anlamına gelmeyeceği de belirtildi.

Kararda ayrıca, ücret farklarının hesaplanmasında yeni bir yöntem ortaya konuldu. Buna göre, ilk yıl yapılan kesinti ya da değişiklikte “diğer” kalemindeki tutarın işçinin o dönemki brüt maaşına oranlanması ve sonraki yıllardaki hesaplamaların bu katsayı üzerinden yapılması gerektiği kaydedildi.