Kırmızı Medrese'de düzenlenen programda konuşan Banga Heq Dergisi yazarlarından Menderes Yıldırım, 'Bugün Seyda'nın misafirleriyiz. Sizler de onun aşk ve sevgi misafirlerisiniz. Hoş geldiniz.' sözleri ile konuşmasına başladı.

Molla Cezerî'nin hayat felsefesine yaşantısına dikkat çeken Yıldırım, 'Mela, aşkın ve sevginin şairidir. Biz de aşkın ne olduğunu soruyoruz. Şirazlı Sadi'nin beyitleri aşkı nasıl tarif ediyorsa Mela da aşkı tarif etmiştir. Şirazlı Sadi'nin anlattığı aşkla Melayê Cizîrî'nin anlattığı aşk aynıdır.' dedi.

Molla Cizîrî'nin edebi ve sosyal mesajlarına işaret eden yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

'Aşkın özü ateştir. Özelliği dumandır; aşkın temeli rüzgâr ve fırtınadır. Su tufana dönüşür, toprak yanar; her yer toz ve duman olur. Ey aşk! Senin kokunla ateş ve rüzgâr birbirine karışır. Zîn'siz Qesra harabeye dönmüştür; Xecê'siz Siyabend, Sipan Dağı'nın başında kalmıştır.'

Doğu kültüründeki aşkın manasına dikkat çeken Yıldırım, Cizîrî ile Sadi Şirazi arasında kıyaslama yaparak şunları söyledi:

'Evet, Mela'nın sözlerini dengbêjlerin sesinden dinliyoruz. Onun sözleri hayatımızın tamamına destek olmuştur. Dengbêjlerimizin söylediklerine bakıyoruz; söylediklerinin tamamı Mela'nın sözleriyle ilişkilidir. Şirazlı Sadi'nin sözleri de Mela'nın sözleriyle aynı çizgide görülmektedir; Mela'nın sözleri de Sadi'nin söyledikleriyle benzerlik taşımaktadır. Yani Doğu'da aşk üzerine konuşan şairler vardır. Fakat Kürdistan'daki şairlerin her birinin kendine özgü bir farklılığı vardır.'

Cizîrî'nin gurbete kattığı manayı anlatan Yıldırım, 'Mela'nın anlattığı gurbet, yalnızca bir yerden uzak kalmak değildir. İnsan kendi yurdundan uzak düşmüş, bağlarından kopmuş, zincirlere vurulmuş gibidir. Kendi evi bile kendisine yabancılaşmıştır. Kendisini kurtaracak bir yol bulamamıştır.' dedi.

Kürt edebiyatındaki motifleri anlatan Yıldırım, 'Mum kendi kendine yanar ve çevresine ışık verir. Fakat insan, mumun ışığından yararlanabilmek için karanlıkta kalmamalıdır. Işığın insana ulaşması gerekir. İşte bu ışık, Kürtlerin divanları, edebiyatı ve dengbêj geleneğidir. Şeyhlerimizin ve melalarımızın divanları; govendimiz, halaylarımız, neşemiz ve sevincimiz hayatımızın parçalarıdır.' ifadelerini kullandı.

Cizre'nin tarihî ve ilmî alandaki önemine de değinen Yıldırım, Cizre'nin yalnızca bir yerleşim yeri olmadığını; geçmişin, ilmin ve irfanın mirasını taşıyan bir merkez olduğunu anlatarak, 'Burası Cizre'dir. Nuh Peygamber'in tufanının ve gemisinin hatırlandığı; ilim, irfan ve derin düşüncenin bulunduğu yerdir. Âlimlerimiz, şeyhlerimiz, melalarımız, nakil ehli ve bilgelerimizin büyük bir kısmı burada medfundur.' diye konuştu.

Yazar Menderes Yıldırım, 'Peki, burada medfun olanlar kimlerdir?' diye sorarak, Onların toplumun dermanı ve reçetesi olduğunu söyledi.

Bugün Şeyh Said'in, Said-i Nursî'nin mezar yerlerinin hala belli olmadığını hatırlatan Yıldırım, 'Seyit Rıza'nın mezarı yoktur. Behazara Ağa'nın, şeyhlerin, beylerin ve başkaca melaların da mezarlarının nerede olduğu bilinmemektedir.' diye belirterek, onların fedakârlıklarını ve hatıralarını yaşatmak gerektiğini vurguladı.

Kaynak: İLKHA