Yağmur ve kar yağışlarıyla birlikte şehrin yaşanmaz hâle geldiğini, üniversite güzergahındaki çalışmaların ise tam bir yönetim zafiyeti olduğunu vurgulayan HAKSİAD Genel Başkan Yardımcısı Güneş, günübirlik yamalar yerine liyakatli kadrolarla uzun vadeli ve kalıcı çözümler üretilmesi çağrısında bulundu.
Diyarbakır’ın son yıllardaki altyapı ve üstyapı durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Şehirde göze çarpan en büyük eksiklikler nelerdir?
Kadim Diyarbakır şehrinin özellikle son yıllarda yaşadığı ciddi altyapı ve üstyapı sorunları, ne yazık ki yerel yönetimler tarafından ısrarla görmezden geliniyor. Şehrimizde ne zaman bir mevsimsel yağış gerçekleşse, hayat adeta felç oluyor. Kar yağdığında yollar kapanıyor, araçlar hareket edemez hale geliyor, yola çıkmak zorunda kalan vatandaşlarımız ise maddi ve manevi zararlarla sonuçlanan kazaların mağduriyetini yaşıyor. Yağmur yağdığında rögarlar tıkanıyor, caddeler göletlere dönüşüyor ve yayalar için şehirde yürümek imkansız bir çileye dönüşüyor. Trafik sıkışıklığı ise artık kronik bir problem olarak şehrin üzerine karabasan gibi çökmüş durumda. Yerel yöneticilerin bu konudaki duyarsızlığı, halkı her geçen gün daha da perişan ediyor.
Karayolları Genel Müdürlüğü ile belediyelerin yetki sınırları sürekli bir tartışma konusu. Yağışlar sonrasında yaşanan bu karmaşada yasal ve idari olarak sorumluluk tam olarak kime aittir?
Bu noktada idari yetki ve sorumluluk sınırlarını yasalar çerçevesinde net olarak ortaya koymak gerekir. Karayolları Trafik Kanunu ve Büyükşehir Belediyesi Kanunu uyarınca, kurumların görev alanları "şehir içi geçiş noktalarında" kesin olarak ayrılmıştır. Karayolları Genel Müdürlüğü, kenti diğer şehirlere bağlayan ana arterlerin, devlet yollarının ve transit geçişlerin ilk yapımından, geometrik yapısından, asfaltlanmasından ve köprülü kavşakların inşasından sorumludur. Yani Karayolları yolu mühendislik olarak sağlam bir şekilde inşa edip teslim etmekle yükümlüdür.
Ancak bu yollar belediye sınırları içerisine girip "şehir içi geçişi" statüsü kazandığı andan itibaren, yolun temizliği, çevre düzenlemesi, orta refüjlerin peyzajı, kaldırımların yapımı, sokak düzeyindeki aydınlatmalar ve en önemlisi yağmur suyu hatları ile rögarların/drenaj sistemlerinin bakımı tamamen Büyükşehir ve yerel ilçe belediyelerinin sorumluluğundadır. Yani Karayolları yolu yapıp teslim ettikten sonra, o yolun yağmurda göle dönmesini engellemek, rögarları temiz tutmak ve günlük bakımını yapmak doğrudan yerel idarenin görevidir. Kurumların bu yasal sınırları bahane ederek sorumluluğu birbirine atması, belediyelerin veya karayollarının asli bakım görevlerini ihmal ettiği gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır.
Kentteki kurumlar arasında bir koordinasyon olduğunu düşünüyor musunuz?
Kurumlar arası koordinasyonsuzluk tam bir trajediye dönüşmüş durumda. Belediye suçu Karayollarına atıyor, Karayolları belediyeyi suçluyor, emniyet güçleri ise trafik kontrollerinde güvenli ve akıcı bir ulaşım sağlamak adına yeterli çabayı göstermiyor. Kimse sorumluluk almıyor, olan her zamanki gibi vatandaşa oluyor. Üstelik sivil toplum kuruluşları da bu koordinasyonsuzluk karşısında ortak bir irade ortaya koyup görevini yapmayanları uyarma ve halkın hakkını savunma noktasında maalesef yetersiz kalıyor.
Günümüz teknolojisinde hava durumları günler öncesinden tahmin edilebiliyorken, bu krizlerin önüne geçmek neden mümkün olmuyor?
Çağımız teknoloji ve bilim çağıdır. Meteorolojik veriler önümüzdeki günlerin hava şartlarını gerçeğe en yakın şekilde önümüze sunarken, sorumlu makamların bu imkanlardan faydalanmaması ve önceden önlem almaması ihmalkarlıktan başka bir şey değildir. İşine yetişmeye çalışan emekçiler, hastaneye ulaşmaya çalışan hastalar ve geleceğini belirleyecek sınavlara yetişmek isteyen gençlerimiz bu duyarsızlık yüzünden büyük mağduriyetler yaşıyor. Üstelik bu mağduriyetler sadece o günle sınırlı kalmıyor, insanların zihninde ve hayatında kalıcı birer travmaya dönüşüyor.
Kentin farklı noktalarındaki hizmet dağılımını adil buluyor musunuz?
Bugün Suriçi’nde nispeten birtakım makyajlama çalışmaları yapılsa bile, Suriçinde halen düzensizlikler devam etmektedir.
Diyarbakır’ın arka sokaklarında ise hâlâ gelişmemiş ülkelerin kent meydanlarını andıran görüntülerle karşılaşmak mümkündür. Yerel idareciler halkın yaşadığı bu büyük sıkıntıları görmüyorlar mı, yoksa bu halk ile aynı şehirde yaşamıyorlar mı? Hizmet, içi boş sloganlarla üretilmez, halkı kandırarak ya da halkın birtakım hassasiyetlerini istismar ederek belediyecilik yapılamaz. Yerel yönetimlerde sorumluluk almaya talip olanlar, öncelikle hizmet etmenin bilincinde ve ahlakında olmalıdır. Eğer normal bir yağışta bile yollar kilitleniyorsa, insanların hayat standartları yerle bir oluyorsa, bunun vebali çok ağırdır.
Yaşanan bu vizyonsuzluğa karşı STK’lar ve Diyarbakır halkı nasıl bir duruş sergilemeli, vatandaşlara ne gibi görevler düşüyor?
Bu noktada vatandaşlara da büyük bir sorumluluk düşmektedir. Haklı tepkimizi dile getirmek, ortak platformlarda sesimizi yükseltmek ve mülki amirlerle görüşerek kamuoyu oluşturmak zorundayız. Gerek sosyal medyada gerekse her platformda Diyarbakır’ın sorunlarının çözülmesi için ısrarcı bir uğraş vermeliyiz. En önemlisi de mevcut yerel idarecilerin bu işi yapamadığını görerek, önümüzdeki yerel seçimlerde tercihlerimizi bu doğrultuda şekillendirmeliyiz. Şehrimizi bu vizyonsuzluğa mahkum edenler, önümüzdeki dönemde şapkalarını önlerine alıp nerede hata yaptıklarını düşüneceklerdir, çünkü bu halk yapılan hizmetsizliği, duyarsızlığı ve sorumsuzluğu asla unutmayacaktır.
Peki, Diyarbakır'ın kronikleşen bu altyapı ve trafik sorunları kökten nasıl çözülebilir?
Her işin bir uzmanı vardır. Bu sıkıntıların çözümü noktasında da araştırılır ve danışılırsa liyakatli uzmanlar, şehir plancıları muhakkak bulunacaktır. Sorunların kökenine inilmeli, nedenleri ve çözüm yolları masaya yatırılarak günübirlik yamalar yerine, çok uzun vadeli ve kalıcı projeler üretilmelidir. Gelişmiş şehirlerin altyapıları incelenmeli, modern şehircilik modelleri örnek alınarak en zorlu kış şartları ve trafik yoğunluğu senaryoları dikkate alınarak adımlar atılmalıdır.
Son haftalarda özellikle üniversite güzergahında yaşanan ve okulların açılmasıyla içinden çıkılmaz bir hal alan trafik yoğunluğu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Okulların açıldığı döneme denk getirilen bu plansız çalışma, Büyükşehir belediyesinin çok büyük bir yönetim zafiyetidir. Yazın üç aylık tatil döneminde bitirilmesi gereken projenin bu döneme sarkıtılması, yerel yönetimlerin halkın mağduriyetine karşı tamamen kayıtsız kaldığını gösteriyor. Diyarbakır çıkışındaki 1-2 kilometrelik yolu geçmek saatler sürerken, çevre şehirlere gitmek isteyenler yollarda perişan oluyor. En acısı da hastaların ve sağlık çalışanlarının hastanelere ulaşamamasıdır, bu ihmalkar tutum toplum sağlığını da eğitim hakkını da seyahat hakkını da doğrudan tehlikeye atmaktadır. Bu vurdumduymazlığın kabul edilmesi kesinlikle mümkün değildir.
Son olarak yerel yönetimlere ve kamuoyuna nasıl bir mesaj vermek istersiniz?
Terörün gölgesinden sıyrılan, huzur ve güven ortamını yakalayan Türkiye’de, Diyarbakır da hak ettiği güzel ortama kavuşmuştur. Şimdi yapılması gereken, bu huzur ortamını taçlandıracak, insana değer veren, modern ve yaşanabilir bir Diyarbakır inşa etmektir. Diyarbakır bu hizmetsizliği, bu vurdumduymazlığı hak etmiyor. Halkın sağlıklı, huzurlu ve insan onuruna yakışır bir şekilde yaşayabileceği, sokaklarında güvenle ve rahatça hareket edebileceği bir şehir düzenini sağlamak yerel yönetimlerin asli göredir. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere yerel belediyeler hizmetsizlik ve duyarsızlık noktasında sınıfta kalmıştır. Herkes işine baksın, işini sağlam, liyakatli, düzgün ve halka faydalı olacak şekilde yerine getirsin!




