Fransız manda yönetimi döneminde 1930'lu yıllarda at ahırı olarak inşa edilen yapı, önce askeri tesise, ardından askeri cezaevine dönüştürüldü.

1966'dan itibaren siyasi tutukluların gönderilmeye başlanmasıyla birlikte Tedmur, sistematik işkencenin ve infazların merkezi haline geldi.

Hafız Esed'in 1970 yılında iktidara gelmesiyle cezaevi, rejime muhalif Müslümanlar, solcular, milliyetçiler ve farklı siyasi görüşlerden binlerce kişinin tutulduğu bir korku kampına dönüştü.

1980 katliamı: Bir gecede yaklaşık bin 200 tutuklu öldürüldü

Tedmur Cezaevi denildiğinde akla gelen ilk olay, 27 Haziran 1980'de gerçekleştirilen katliam oldu.

Hafız Esed'e yönelik suikast girişiminin ardından kardeşi Rıfat Esed'in komutasındaki Savunma Tugayları cezaevine baskın düzenledi.

İnsan hakları kuruluşlarının tahminlerine göre yaklaşık bin 200 tutuklu saatler içerisinde kurşuna dizilerek öldürüldü.

Cesetlerin büyük bölümü çöl bölgesindeki toplu mezarlara gömüldü.

Katliam, modern Ortadoğu tarihinin en büyük cezaevi infazlarından biri olarak kayıtlara geçti.

İşkencenin adı: "Karşılama töreni"

Tedmur'a getirilen her tutuklu, daha cezaevine girmeden saatler süren ağır işkenceden geçiriliyordu.

Hayatta kalan eski tutukluların anlatımlarına göre mahkumlar otomobil lastiklerinin içine sokuluyor, ardından yüzlerce kırbaç darbesine maruz bırakılıyordu.

Bazı tanıklar, tutukluların kanalizasyon sularını yalamaya zorlandığını, bunu reddedenlerin ise ölümüne dövüldüğünü aktarıyor.

İşkence yalnızca ilk günle sınırlı kalmıyordu. Gün içinde defalarca dayak, askıya alma, elektrik verme ve psikolojik baskı uygulanıyordu.

Mahkumlar birbirlerini dövmeye zorlanıyor, tedavi edilmelerine izin verilmiyor, en küçük itiraz ise ağır cezalarla karşılık buluyordu.

İnsan yaşamına uygun olmayan hücreler

Eski tutukluların ifadelerine göre Tedmur'daki koğuşlar insanların yaşayabileceği koşullardan tamamen uzaktı.

Kalın beton duvarlarla çevrili, havasız ve aşırı kalabalık koğuşlarda yüzlerce kişi aynı alanı paylaşmak zorunda bırakılıyordu.

Penceresi bulunmayan hücrelerde yaşanan boğulma vakaları nedeniyle tavana küçük açıklıklar açıldı. Ancak bu açıklıklar havalandırma amacıyla değil, gardiyanların mahkumları 24 saat gözetleyebilmesi için kullanılıyordu.

Mahkumların tavana bakması dahi yasaktı.

Sessizlik zorunluydu

Cezaevinde yüksek sesle konuşmak, toplu yürümek, dini ibadet yapmak hatta koğuş içinde normal şekilde hareket etmek bile yasaktı.

Tutuklular yalnızca fısıldayarak konuşabiliyor, aile görüşmeleri ise ya hiç yaptırılmıyor ya da rüşvet karşılığında birkaç dakikayla sınırlandırılıyordu.

Görüş sırasında cezaevindeki işkenceden söz edenler yeniden ağır işkenceye maruz kalıyordu.

Mahkemeler dakikalar içinde ölüm kararı veriyordu

Tedmur'da kurulan askeri saha mahkemeleri, hukuki bir yargılamadan çok infaz mekanizması olarak çalışıyordu.

Eski tutukluların anlatımlarına göre sanıklar gözleri bağlı şekilde mahkeme salonuna çıkarılıyor, kendilerine yöneltilen suçlamaları kabul etmeleri isteniyordu.

İnkâr edenler yeniden işkenceye götürülüyor, kabul edenlerin dosyası ise çoğu zaman bir dakikadan kısa sürede sonuçlandırılıyordu.

Ardından idam kararı okunuyor ve infaz süreci başlıyordu.

On binlerce infaz iddiası

Eski tutukluların ortak tanıklıklarına göre cezaevinde yıllarca haftanın belirli günlerinde toplu idamlar gerçekleştirildi.

İdam edilenler onlarca kişilik gruplar halinde darağaçlarına çıkarılıyor, cesetleri daha sonra Tedmur çölündeki toplu mezarlara taşınıyordu.

Hayatta kalan bazı eski tutuklular, kendi kayıtlarına göre yıllar içerisinde infaz edilenlerin sayısının 25 ila 35 bin arasında olabileceğini öne sürüyor.

Bu rakamlar bağımsız biçimde doğrulanamamış olsa da Tedmur'un, Esed rejiminin en büyük infaz merkezlerinden biri olduğu konusunda insan hakları kuruluşları arasında geniş görüş birliği bulunuyor.

Beşar Esed döneminde yeniden açıldı

2001 yılında kapatılan Tedmur Cezaevi, Suriye devriminin başlamasının ardından 2011'de yeniden faaliyete geçirildi.

Bu kez rejim karşıtı göstericiler, aktivistler ve muhalifler cezaevine gönderildi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün verilerine göre cezaevinde kısa süre içinde yaklaşık 2 bin 500 tutuklu bulunuyordu.

2015 yılında DAİŞ'in Tedmur'u ele geçirmesinden önce tutuklular başka cezaevlerine nakledildi. Örgüt daha sonra cezaevini patlayıcılarla havaya uçurdu.

Hak savunucuları ise cezaevinin yıkılmasının, Esed rejiminin işlediği suçların fiziksel delillerinin de büyük ölçüde ortadan kaldırılmasına yol açtığını savundu.

Hafızalarda silinmeyen bir sembol

Bugün Tedmur Cezaevi ayakta olmasa da Suriye'de Esed ailesi döneminde yaşanan sistematik işkence, zorla kaybetme, keyfi infaz ve ağır insan hakları ihlallerinin en güçlü sembollerinden biri olarak hafızalardaki yerini koruyor.

İnsan hakları örgütleri, Tedmur'da yaşananların bağımsız biçimde araştırılması, toplu mezarların ortaya çıkarılması ve sorumluların uluslararası hukuk önünde hesap vermesi çağrılarını sürdürüyor.

Kaynak: İLKHA