Reuters/Ipsos tarafından gerçekleştirilen yeni bir anket, Amerikalıların büyük çoğunluğunun Trump yönetiminin Epstein bağlantılı soruşturmalarda hesap verebilirliği sağlamadığına inandığını ortaya koydu.
Altı gün süren araştırmaya göre, katılımcıların yalnızca yüzde 10'u Trump yönetiminin Epstein ile bağlantılı kişilerin adalet önüne çıkarılması yönündeki çabalara katkı sunduğunu düşünüyor. Cumhuriyetçi (Trump taraftarı) seçmenler arasında bile bu konuda yönetime güven oldukça düşük seviyede kaldı.
Epstein'in reşit olmayan kız çocuklarının da mağdur olduğu fuhuş ağına ilişkin yıllardır süren tartışmalar, Washington'daki siyasi baskıyı artırırken, mağdurlar ve insan hakları savunucuları soruşturmaların zengin ve nüfuzlu isimlere dokunmadığını savunuyor. Ankete katılanların yalnızca beşte biri, Epstein'in çevresindeki şüpheli isimlerin yeterince hesap verdiğine inanıyor.
Trump yönetiminin yılın başında yayımladığı milyonlarca sayfalık Adalet Bakanlığı dosyası da tartışmaları sona erdirmek yerine daha da büyüttü. Dosyalarda iş dünyası ve siyaset çevrelerinden çok sayıda güçlü ismin yanı sıra Trump'ın da adının veya fotoğraflarının yer alması, kamuoyunda yeni soru işaretlerine yol açtı. Buna rağmen bugüne kadar dosyalarda adı geçen birçok etkili isim hakkında herhangi bir ceza davası açılmaması eleştirilerin odağı haline geldi.
Epstein skandalı, yıllar boyunca konuya ilişkin şüpheleri ve komplo teorilerini besleyen Trump için de siyasi bir yük olmaya devam ediyor. Muhalif çevreler, yönetimin elindeki tüm bilgileri kamuoyuyla paylaşmadığını ve soruşturmanın bazı kritik yönlerinin karanlıkta bırakıldığını öne sürüyor.
Reuters/Ipsos anketine göre Amerikalıların yüzde 84'ü, Epstein dosyalarının ABD'de güçlü ve ayrıcalıklı kişilerin çoğu zaman hesap vermekten kurtulduğunu gösterdiği görüşünde. Katılımcıların yaklaşık dörtte üçü ise federal hükümetin Epstein'in olası müşterileri ve bağlantıları hakkında hâlâ kamuoyundan bilgi sakladığına inanıyor.
Anket sonuçları, Epstein skandalının yalnızca geçmişe ait bir suç dosyası olarak görülmediğini; aynı zamanda ABD'deki siyasi elitlerin, adalet sisteminin ve Trump yönetiminin şeffaflığına yönelik derin bir güven krizine dönüştüğünü ortaya koyuyor.




