Trafik kazalarında yaşanan mağduriyetler, çoğu zaman maddi hasarın ötesine geçerek yaralanma, iş gücü kaybı ve psikolojik etkiler gibi ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Bu süreçte sigorta ve kasko sistemleri, zararların karşılanması açısından önemli bir güvence sağlar. Zorunlu trafik sigortası, karşı tarafın zararlarını belirli limitler dâhilinde karşılarken; kasko sigortası ise araç sahibinin kendi aracında meydana gelen hasarları teminat altına alır.
Kaza sonrası doğru tutanak tutulması, sigorta şirketine zamanında bildirim yapılması ve gerekli belgelerin eksiksiz sunulması, hak kaybı yaşanmaması açısından büyük önem taşır. Bu nedenle, sürücülerin hem poliçe kapsamlarını iyi bilmesi hem de kaza anında ve sonrasında yapılması gereken işlemler konusunda bilinçli hareket etmesi gerekmektedir.
"Sorumluluğun temelinde kusur ilkesi var"
Trafik kazları sonrasında tarafların mağdur olmaması, kasko ve sigorta işleyiş süreçleri hakkında İLKHA muhabirine konuşan Avukat Muhammed Harun Vergili, "Trafik kazalarında araç işleteninin bir tehlike sorumluluğu olduğu için trafik kazalarından kaynaklı sorumluluklar bu tehlike sorumluluğu ilkesine dayanır. Bu da hem araç işletenine hem de araç sürücüsüne sorumluluk yükler. Dolayısıyla bir kaza meydana geldiği zaman burada zaten kusur sahibi olarak araç sürücüsünün sorumluluğu söz konusu olduğu gibi aynı zamanda araç işleten kişinin de aracın işletilmesinden kaynaklı bir tehlike sorumluluğu vardır. Bu sorumluluğun da temelinde kusur ilkesi var. Dolayısıyla araç işletilmesinden kaynaklı bir tarafın kusurundan meydana gelmiş bir zarar söz konusu ise burada hem araç sürücüsünün hem de araç işleteninin müşterek ve müteselsil, yani birlikte borcun tamamından sorumlu olmaları durumu söz konusudur." dedi.
"Trafik sigortası karşı tarafın, kasko ise her iki tarafın zararını karşılar"
Sigorta poliçelerinin türleri ve işleyişleri hakkında da bilgi veren Vergili, "Sigorta poliçeleri Türkiye'de genel olarak iki isim adı altında bilinir. Bunlardan birincisi, halk arasında trafik sigortası olarak bilinen zorunlu mali mesuliyet sigortasıdır. İkincisi de kasko sigortası olarak anılan ihtiyari mali mesuliyet sigortasıdır. Hepimizin bildiği üzere trafik sigortası şu anda kanunlarımızla zorunlu tutulmuş. Her araç sahibinin, her araç işleteninin trafik sigortası yapması zorunludur. Bu sigorta tipi, yalnızca kusurdan kaynaklı olarak kusur sahibinin zarar verdiği kişinin zararlarını karşılar. Trafik sigortasını kasko sigortasından ayıran en temel husus budur. İhtiyari mali mesuliyet sigortası (kasko) da trafik sigortasının karşılamadığı zararları teminat altına almak üzere bir poliçe düzenler ve araç sahiplerine teklif sunar. Trafik sigortasının limitlerinin yetmediği zararları veya araç sahibinin kusur durumuna bakılmaksızın meydana gelen zararları karşılar." diye konuştu.
"Kaza sonrası anlaşmalı tutanak tutulursa sigorta şirketi, polis gelirse polis kusur durumuna karar verir"
Kaza sonrasında tutanak işlemleri ve polisin olay yerine intikal etmesi sürecini de değerlendiren Vergili, "Kazalar meydana geldikten sonra öncelikle eğer cezai bir anlaşmazlık ya da cezai bir durum da oluşursa veya taraflar bir şekilde tutanaklarını tutamazlarsa polis olay yerine intikal eder. Veya bir bedeni zarar, cana gelmiş bir zarar söz konusu ise polis gelmek zorundadır. Bu tür durumlarda polis tutanağı tutar ve genelde 2-3 iş günü içerisinde kusur tespitini tutanakta yapmış olur. Ancak eğer taraflar kendileri anlaşmalı bir şekilde kaza tespit tutanağını düzenlerlerse, bu durumda da sigorta şirketlerinin oluşturduğu heyetler tarafından tramer sistemine işleyecek şekilde kusur tespiti yapılır." şeklinde konuştu.
Tazminat süreçleri nasıl işler?
Vergili, "Burada genelde yüzde 25, yüzde 50, yüzde 75, yüzde yüz kusurun yüklenmesi durumları söz konusudur. Bunlar da kanunda asli kusurlar ve tali kusurlar olarak açıkça zikredilmiştir. Kaza meydana geldiyse, kazanın cana zarar vermesi veya mala zarar vermesi durumu oluşur. Eğer cana gelmiş bir zarar söz konusu ise burada kusursuz olanın, bedensel zarara uğrayan kişinin sigorta şirketinden sürekli iş görememezlik tazminatı alma hakkı var. Örneğin kaza nedeniyle elini, ayağını eskisi gibi kullanamıyorsa bu sürekli bir iş görememezlik durumudur. Burada yönetmelikler uyarınca hesaplamalar yapılarak maluliyet tespiti yapılarak sigorta şirketinden belli bir tazminatın tahsil edilir. Sigorta şirketlerinin teminat limitleri her yıl yönetmeliklerle güncellenmektedir. Bir de geçici iş görememezlik tazminatı var. Kişi eğer kaza nedeniyle örneğin 6 ay hastanede yatmışsa burada geçici iş görememezlik durumu söz konusudur. Bu durum da yine belli hesaplama kriterlerine göre tazminat hesabına konu edilir ve tazminat sigorta şirketinden tahsil edilebilir. Bunun yanında tazminat çeşitlerini çoğaltmak mümkündür. Mesela bakıcı giderleri… Kişi bakıcı tutmak durumunda kalmıştır veya bakıcı tutmadıysa dahi ailesinden biri ona bakmıştır ve ona bakan kişi de işinden mahrum kalmışsa bu tür tazminatlar tahsil edilebilir. Bunun yanında tedavi giderleri, tedavi masrafları da sigorta şirketinden tahsil edilebilecek kalemlerdir." dedi.
Kaza sonrası onarım süreçlerinde nelere dikkat edilmeli?
Canan gelen zararların yanı sıra kazalarda en çok mala zarar gelme durumlarının yaşandığını ve tarafların en çok bu konuda kendilerine danıştıklarını hatırlatan Vergili, son olarak şu ifadeleri kullandı:
"Burada birincisi; aracımızın düzgün bir şekilde onarımının yapılması gerekir. Onarımdan kastımız herhangi bir kaportacıya, herhangi bir servise aracı götürdüğümüz zaman aracın görüntü olarak eski haline getirilmesi değildir. Orijinal parça kullanılması, kaliteli işçilikle onarımın yapılmış olması gerekir. Sigorta şirketi onarım masraflarını karşılamalıdır. Sigorta şirketleri genellikle onarım masraflarını eksik karşılar ve birçok olayda orijinal parça kullanmazlar. Eğer onarım gereği gibi yapılmamışsa, kişilerin onarım tazminatı ve bakiye onarım bedeli tazminatı alma hakları var. İkinci olarak; kaza meydana geldikten sonra yaşanan değer kaybı ile ilgili alınabilecek tazminattır. İlan sitelerinde de sıklıkla aracın boyalı olduğu, değişen olduğuna dair açıklamalar görürüz. Bu da alıcının ciddi anlamda değer kırmasına sebebiyet veriyor. Hele ki aracın önemli aksamlarında bir çizik, bir boya durumu söz konusu ise burada ciddi bir değer kaybı oluşur. Sigorta şirketi bunu da karşılamakla yükümlüdür. Bunun haricinde bir de ikame araç bedeli dediğimiz bir tazminat türü var. Kişi aracını kullanmaktan mahrum kaldığı günler uyarınca aracın günlük kira bedelini göz önünde bulundurarak bir tazminat talep edebilir. Ancak bu tazminatı karşılamakla yükümlü olan trafik sigortası değildir. Trafik sigortası genellikle ikama araç bedelini karşılamaz. Dolayısıyla burada da ikame araç bedeli için karşı taraf sürücüsüne ve ruhsat sahibine gidilmesi gerekir. Burada da genelde vatandaşlar eğer kaza sonrasında karşılıklı bir uyum içerisinde tutanağı düzenledilerse, 'nihayetinde bir kazadır, meydana gelmiş, tarafların birbirini yıpratmasına da gerek yok' düşüncesiyle hareket edilirse daha doğru olur. Vatandaşlarımızın bu tazminat talebine yönelmediklerini görüyoruz. Biz de mümkün olduğunca bize gelenlere bu kalemi talep edip etmeyeceklerini sorduktan sonra işlem başlatıyoruz. Meydana gelmiş bir kazadan ötürü tarafların işi bir gelir kapısı olarak görüp birbirlerini mağdur etmesine gerek olmadığı kanaatindeyiz."




