Bu durum, mağdurun kendisine zarar veren kişiyi savunmasına kadar ilerleyebilir.
İlk kez Stockholm’de yaşanan olayla gündeme geldi
Sendrom adını, 1973 yılında Stockholm’de yaşanan bir banka soygunundan aldı. Banka soyguncusu Jan-Erik Olsson tarafından 6 gün boyunca rehin tutulan banka çalışanlarının, olay sonrası soygunculara karşı sempati geliştirmesi dikkat çekti.
Rehinelerin, polis operasyonundan korktuklarını söylemeleri ve soyguncuların aleyhine ifade vermemeleri dünya çapında yankı uyandırdı.
Psikolojik bir savunma mekanizması olarak görülüyor
Uzmanlara göre Stockholm Sendromu, kişinin yoğun stres ve tehdit altında hayatta kalma içgüdüsüyle geliştirdiği psikolojik bir savunma mekanizması olabilir.
Baskı gören kişi zamanla tehdit oluşturan kişiyi “koruyucu” gibi algılamaya başlayabilir.
Hangi durumlarda ortaya çıkabiliyor?
Sendrom sadece rehine olaylarında değil;
-
Aile içi şiddet,
-
Taciz ve istismar,
-
İnsan kaçırma olayları,
-
Cezaevi ve savaş ortamları gibi durumlarda da görülebiliyor.
Belirtileri nelerdir?
Stockholm Sendromu yaşayan kişilerde şu belirtiler görülebiliyor:
-
Kendisine zarar veren kişiyi savunma
-
Küçük iyiliklere karşı aşırı minnet duyma
-
Şiddeti veya baskıyı normal görme
-
Sürekli baskı uygulayan kişiyi düşünme
-
Kendisini değil, suçluyu haklı görme
-
Kaçışın mümkün olmadığına inanma
-
Olaylara baskı uygulayan kişinin gözünden bakma
-
Psikolojik ya da fiziksel tehdidi kabullenme
Tedavisi mümkün mü?
Uzmanlar, sendromun tedavisinin uzun sürebileceğini belirtiyor. Tedavi sürecinde kişinin yaşadığı durumun sağlıksız ve şiddet içeren bir ilişki olduğunu fark etmesi hedefleniyor.
Psikolojik destek, terapi ve özgüven çalışmaları tedavinin temel parçaları arasında yer alıyor.
Travmalar etkili olabiliyor
Uzmanlara göre geçmiş travmalar, düşük özgüven ve yoğun stres altında yaşanan deneyimler Stockholm Sendromu’nun ortaya çıkmasını kolaylaştırabiliyor. Bu nedenle psikolojik destek süreci kişiye özel planlanıyor.



