Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından 20-21 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilen YKS'nin sonuçlarının açıklanmasının ardından İLKHA mikrofonuna konuşan Özçelik, tercih döneminin öğrencilerin hayatını doğrudan etkileyecek en önemli aşamalardan biri olduğunu ifade etti.
29 Temmuz ile 10 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilecek tercih döneminin, öğrencilerin aileleriyle birlikte sağlıklı kararlar verebilmesi açısından iyi değerlendirilmesi gerektiğini belirten Özçelik, tercih sürecinde en büyük sorunlardan birinin aile baskısı olduğuna dikkat çekerek, ailelere çocuklarını zorlamamaları tavsiyesinde bulundu.
"Tercihler alanında uzman kişiler eşliğinde yapılmalı"
Öğrencilerin tercihlerini 29 Temmuz ile 10 Ağustos tarihleri arasında yapabileceklerini belirten Özçelik, sürecin iyi değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, "Malum olduğu üzere YKS sonuçları açıklandı. Sonuçların ardından ön kılavuz da yayımlandı. Bazı kontenjan değişiklikleri var ancak geçen seneki kadar kapsamlı değil. Öğrenciler tercihlerini 29 Temmuz ile 10 Ağustos tarihleri arasında yapabilecek. 29 Temmuz'a kadar olan süreyi çok iyi değerlendirmeleri gerekiyor. Bu süreç, öğrencilerin sağlıklı kararlar alabilmeleri için önemli bir fırsattır. Tercih dönemi son derece önemlidir. Burada dikkat edilmesi gereken en temel nokta, tercihlerin alanında uzman kişiler eşliğinde yapılmasıdır. Her öğretmen kendi alanında uzman olsa da rehber öğretmen ya da psikolojik danışmanlık mezunu bir uzmanın vereceği rehberlik çok daha sağlıklı olacaktır. Bu konuda mütevazı olamayız. Çünkü yanlış yönlendirmeler öğrencinin bütün hayatını etkileyebilir. Ne kadar bilgi sahibi olunursa olunsun, bu iş uzmanlık gerektiren bir alandır." ifadelerini kullandı.
"İnsan hayatı boyunca yapacağı mesleği seçerken acele etmemelidir"
Tercihlerin sadece bir üniversiteye yerleşme amacıyla yapılmaması gerektiğini vurgulayan Özçelik, "Bazı öğrenciler işi ciddiye almayıp 'Nasıl olsa bir üniversiteye gideyim.' diye düşünebiliyor. Bazı aileler de 'Yeter ki bir yere yerleşsin, neresi olursa olsun.' anlayışıyla hareket edebiliyor. Oysa bir meslek değerlendirilirken şu soru sorulmalıdır: 'Bu bölümü bitirdikten sonra yalnızca devlette değil, özel sektörde de rahatlıkla iş bulabilecek miyim?' Çünkü herkesin atanacağına dair bir garanti yok. Bu nedenle özel sektörde de çalışma imkanı sunan alanlara yönelmek gerekiyor. İnsan hayatı boyunca yapacağı mesleği seçerken acele etmemelidir. 10 Ağustos'a kadar 20 günden fazla süre var. Bu süreç ayrıntılı şekilde değerlendirilmeli ve sağlıklı karar verilmelidir." dedi.
"Aile baskısı öğrenciyi ikilemde bırakabiliyor"
Tercih döneminde karşılaşılan en büyük sorunlardan birinin aile baskısı olduğunu belirten Özçelik tavsiyelerde bulunarak şunları söyledi:
"Örneğin öğrenci tıp fakültesine yetecek puan almasına rağmen mühendislik okumak isteyebilir. Ancak aile, 'Doktor olacaksın.' diyerek baskı kurabiliyor. Bu durumda öğrenci, sevdiği meslek ile daha fazla kazandıracağı düşünülen meslek arasında bir ikilem yaşayabiliyor. Günümüz ekonomik şartları düşünüldüğünde, kişi sevdiği mesleği yapmasına rağmen geçim sıkıntısı yaşadığı için zamanla mesleğinden soğuyabiliyor. Diğer taraftan, maddi açıdan daha avantajlı bir meslek seçen kişi ekonomik kaygıları daha az yaşayarak farklı hayallerini gerçekleştirme fırsatı bulabiliyor. Bu nedenle aileler çocuklarını zorlamamalıdır. Ancak öğrenci tamamen gerçekçi olmayan tercihler yapıyorsa, bu durumda nazik ve yapıcı bir şekilde yönlendirme yapılabilir."
"Yapay zeka tercih konusunda tek başına doğru bir değerlendirme yapması mümkün değildir"
Özçelik, son dönemde öğrencilerin tercih listesi hazırlarken, yapay zeka uygulamalarından da yararlanmaya başladığını dolayısıyla bu konuda dikkatli olunması gerektiğini ifade ederek, "Yapay zeka da artık hayatımızın bir parçası oldu. Birçok öğrenci puanını ve başarı sırasını yazarak tercih listesi hazırlatmak istiyor. Ancak yapay zeka verileri genel internet ortamından topladığı için çoğunlukla popüler ve trend olan bölümleri öneriyor. Öğrencinin yaşadığı bölgeyi, ekonomik şartlarını, ilgi alanlarını, yeteneklerini ve kişisel özelliklerini dikkate almıyor. Öğrenciyi adeta standart bir veri olarak değerlendiriyor. Bu nedenle tercih konusunda tek başına doğru bir değerlendirme yapması mümkün değildir. Örneğin bir bölümün farklı üniversitelerdeki başarı sıralamalarını listelemek gibi teknik konularda faydalı olabilir. Ancak öğrencinin yerine karar vermesini beklemek doğru değildir. En sağlıklı yöntem, bir rehber öğretmen eşliğinde tercih planlaması yapmaktır." şeklinde aktardı.
"Tercihler puandan çok başarı sırasına göre yapılmalı"
YKS'de puandan ziyade başarı sırasının esas alınması gerektiğini vurgulayan Özçelik, "LGS'de yüzdelik dilim önemli olduğu gibi YKS'de de başarı sırası puandan daha önemlidir. Tercih listesi de başarı sırasına göre hazırlanmalıdır. Örneğin ilk 20 bin içerisinde yer alan bir öğrenci tercihlerini 3-5 bin sıra yukarıdan başlatıp yaklaşık 10 bin sıra aşağıya kadar sürdürebilir. 200 bininci sıradaki bir öğrenci ise 30-40 bin sıra yukarıdan başlayıp yaklaşık 50 bin sıra aşağıya kadar tercih yapabilir. Kontenjan değişiklikleri ve öğrencilerin ilgi alanlarındaki yönelimler sıralamalarda yükseliş veya düşüşe neden olabilir. 'Mutlaka bir üniversiteye yerleşmeliyim.' diyenler için listenin alt sıralarında daha garanti tercihlere yer vermek doğru olabilir. 'İstediğim bölüm gelmezse okumam.' diyenler ise tercih listesini yalnızca gerçekten istedikleri bölümlerle sınırlayabilir. Her öğrenci için farklı bir tercih stratejisi uygulanmalıdır." şeklinde konuştu.
"Her durumda Allah'a güvenip şükretmek gerekir"
Sınavın yalnızca akademik değil, aynı zamanda duygusal bir süreç olduğuna da dikkat çeken Özçelik, şunları kaydetti:
"Gerçekten çok emek veren bazı öğrenciler, sınav anında yaşadıkları heyecan ya da beklenmedik bir durum nedeniyle istedikleri sonucu elde edemeyebiliyor. Bizler de o öğrenciler kadar üzülüyoruz. Ancak hayat her şeye rağmen devam ediyor. Bu noktada Allah'a güvenmek gerekiyor. Çünkü kaybedildiği düşünülen bir şeyin yerine, insanın farkında olmadığı daha büyük hayırlar çıkabilir. Herkesin imtihanı farklıdır. Kimisi kolayca bir üniversiteye yerleşir ve maddi açıdan rahat olur; ancak hayatının başka alanlarında zorluk yaşayabilir. Kimisi ise bu süreçte zorlanır ama başka alanlarda huzur ve mutluluk bulur. Bu nedenle her durumda Allah'a güvenip şükretmek gerekir. Özellikle aileler, 'Mutlaka kazanacaksın.' gibi baskı oluşturacak ifadeler kullanmamalıdır. Böyle söylemler çocukları ümitsizliğe sürükleyebilir. Süreci kabullenmek ve hayata devam etmek gerekir. İnsan çalışmakla yükümlüdür, ancak kısmetin de bu süreçte önemli bir yeri vardır."



