Türkiye’nin jeolojik yapısı gereği deprem riskiyle yaşayan bir ülke olduğunu hatırlatan Demir, yaşanan her büyük afetin, kayıpların önemli bölümünün insan kaynaklı ihmallerden kaynaklandığını gösterdiğini ifade etti.
"1-7 Mart Deprem Farkındalık Haftası, sorumluluklarımızı gözden geçirme zamanıdır"
Demir, "Deprem bir doğa olayıdır; ancak ortaya çıkan yıkım ve kayıpların boyutu büyük ölçüde insan eliyle şekillenmektedir. 1-7 Mart Deprem Farkındalık Haftası, sadece bir anma ya da hatırlatma değil, sorumluluklarımızı yeniden gözden geçirmemiz gereken toplumsal bir dönüm noktasıdır." dedi.
"Risk sadece afet anıyla sınırlı değil"
Deprem riskinin yalnızca afet anına odaklanılarak ele alınamayacağını kaydeden Demir, sürecin planlamadan denetime kadar bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Demir, "Deprem riski, planlama, tasarım, uygulama ve denetim aşamalarının tamamını kapsayan çok boyutlu bir meseledir. Güvenli şehirler ancak doğru planlama, nitelikli yapılaşma ve güçlü denetim mekanizmalarıyla inşa edilebilir. Yapı güvenliği bir tercih değil, ertelenemez bir zorunluluktur.” şeklinde konuştu.
"Mevcut yapı stoku uyarısı"
Mevcut yapı stokuna da dikkat çeken Demir, özellikle eski ve mühendislik hizmeti almamış yapıların ciddi risk oluşturduğunu belirtirterek, "Ülkemizdeki yapı stokunun önemli bir bölümü güncel deprem yönetmeliklerine uygun değildir. Özellikle eski ve mühendislik hizmeti almamış yapılar, kentlerimizin geleceğini tehdit etmektedir. Bilimsel veriler ışığında riskli yapıların tespit edilmesi, güçlendirme ve dönüşüm süreçlerinin kararlılıkla yürütülmesi zorunludur." dedi.
Yeni yapı üretiminde projelendirmeden uygulamaya, malzeme seçiminden işçilik kalitesine kadar her aşamada mevzuata tam uyumun hayati önem taşıdığını vurgulayan Demir, yapı denetim sisteminin yalnızca bürokratik bir prosedür olarak görülmemesi gerektiğinin altını çizdi ve kısa vadeli maliyet hesaplarıyla yapılan her ihmal, uzun vadede telafisi mümkün olmayan kayıplara yol açacağını söyledi.
"Depremle yaşamayı değil, depreme karşı hazırlıklı yaşamayı öğrenmek zorundayız"
Depreme dirençli şehirlerin yalnızca teknik düzenlemelerle değil, toplumsal bilinçle mümkün olacağını belirten Demir, vatandaşların oturdukları binaların durumu hakkında bilgi sahibi olması ve afet öncesi hazırlık kültürünün yaygınlaştırılması gerektiğini dile getirdi.
Bu süreçte kamu kurumları, yerel yönetimler, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşları arasında güçlü iş birliğinin şart olduğuna işaret eden Demir, depremle yaşamayı değil, depreme karşı hazırlıklı yaşamayı öğrenmek zorunda olduklarını hatırlattı.




