Küresel petrol ve doğalgaz akışının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanması, son bir ayda enerji fiyatlarını sert şekilde yükseltti.
Uluslararası Para Fonu’na (IMF) verilerine göre kriz, modern enerji piyasalarının en büyük şoklarından birine dönüşerek küresel petrol akışının yüzde 30’una kadarını etkiledi ve dünya ekonomisinin büyüme görünümünü ciddi şekilde zayıflattı. Artan fiyatlar enflasyonu körüklerken, tedarik zincirlerinde aksamalara ve geniş çaplı ekonomik belirsizliğe yol açtı.
Küresel etki: Hükümetler acil önlemlerle müdahale ediyor
Birleşik Krallık’ta petrol fiyatları son 18 ayın en yüksek seviyesine ulaşırken, hükümet fırsatçılık ihtimaline karşı piyasaya müdahale sinyali verdi. Düşük gelirli haneler için 53 milyon sterlinlik destek paketi devreye alındı.
Dünyanın en büyük petrol ithalatçısı olan Çin, yıllardır sürdürdüğü stratejik stok politikası sayesinde yaklaşık 900 milyon varillik rezerv oluşturdu. Ancak bu miktar yalnızca üç aylık ihtiyacı karşılayabiliyor. Pekin yönetimi, iç piyasada fiyatları kontrol altında tutmak için rafinerilere ihracatı durdurma talimatı verdi.
Hindistan ise 60 günlük petrol tedarikini garanti altına aldığını açıklarken, halkı panik alımlarından kaçınmaya çağırdı. Ülke, petrol ithalatının yaklaşık yarısını Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştiriyor. Artan maliyetleri dengelemek amacıyla akaryakıt vergileri düşürüldü.
Asya’da enerji alarmı ve sert tedbirler
Filipinler ulusal enerji acil durumu ilan ederek ulaşım sektörüne sübvansiyon sağladı ve kamu çalışanları için dört günlük çalışma sistemine geçti. Ülkenin petrol maliyetleri iki katına çıkmış durumda.
Güney Kore 17,3 milyar dolarlık ek bütçe açıklarken, yakıt fiyatlarını sınırlama ve petrokimya ihracatını kısıtlama gibi önlemler aldı. Aynı zamanda alternatif enerji tedarik yolları araştırılıyor.
Sri Lanka yakıt tasarrufu için haftada bir günü resmi tatil ilan ederken, yakıt satışına kota getirdi. Vietnam ise vatandaşlara daha az seyahat etmeleri ve toplu taşıma kullanmaları çağrısında bulundu.
Thailand klima kullanımını azaltmak için kamuya 26-27 derece sınırı getirirken, uzaktan çalışma sistemine geçti.
Ulaşım ve günlük hayatta kısıtlamalar
Avustralya’da iki eyalette toplu taşıma ücretsiz hale getirilerek bireysel araç kullanımının azaltılması hedeflendi. Benzin fiyatları savaşın başlangıcından bu yana keskin şekilde yükseldi.
Mısır enerji tüketimini azaltmak için mağaza ve restoranlara erken kapanma zorunluluğu getirirken, sokak aydınlatmaları azaltıldı ve kamu çalışanlarına uzaktan çalışma uygulaması getirildi. Ayrıca yakıt fiyatları ve toplu taşıma ücretleri artırıldı.
Myanmar araç kullanımını tek-çift plaka sistemine bağlarken, QR kod ile takip edilen dijital yakıt kotası sistemini devreye aldı.
Bangladeş okulları kapatıp planlı elektrik kesintilerine geçerken, Slovenya Avrupa Birliği içinde yakıt kotalaması uygulayan ilk ülke oldu.
Havacılık ve küresel ekonomi baskı altında
Artan yakıt maliyetleri havacılık sektörünü de sert şekilde vurdu. Korean Air başta olmak üzere birçok havayolu şirketi acil yönetim moduna geçti. Uçuş rotaları değiştirilirken, bilet fiyatları yükseldi ve sefer sayıları azaltıldı.
Uluslararası kuruluşlar da devreye girdi. Dünya Bankası (WB) acil finansman programları açıklarken, IMF uzun süreli enflasyon ve ekonomik daralma riskine dikkat çekti.
Enerji koridorları ve küresel risk
Hürmüz Boğazı’ndaki fiili kapanma nedeniyle ülkeler alternatif sevkiyat yolları ararken, stratejik petrol rezervleri devreye alındı. Enerji uzmanları, hükümetlerin artık yakıt kotaları, tüketim sınırlamaları ve tasarruf politikaları gibi talep yönlü önlemlere yöneldiğini belirtiyor.
Genel değerlendirme
Analistler, ABD ve işgalci siyonist rejimin bölgedeki hukuksuz saldırılarının yalnızca bölgesel bir kriz oluşturmakla kalmayıp, küresel ölçekte ekonomik bir domino etkisi başlattığı görüşünde. Enerji fiyatlarındaki sert yükseliş, tedarik zincirlerindeki kırılma ve artan maliyetler, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeleri derin bir ekonomik baskı altına sokmuş durumda.
Kriz uzadıkça, hükümetlerin kısa vadeli acil önlemler ile uzun vadeli enerji bağımsızlığı stratejileri arasında daha zor tercihler yapmak zorunda kalacağı değerlendiriliyor.





