Mevcut bilimsel verilere göre evrenin yaklaşık yüzde 95’i karanlık madde ve karanlık enerjiden oluşurken, yalnızca yüzde 5’lik kısmı gözlemlenebilen sıradan maddeden meydana geliyor.
Ultra hassas dedektörler geliştiriliyor
Texas A&M Üniversitesi’nden deneysel parçacık fizikçisi Dr. Rupak Mahapatra, bu görünmeyen evreni incelemek amacıyla kriyojenik kuantum sensörlere dayalı gelişmiş yarı iletken dedektörler üzerinde çalışıyor.
Dünya genelinde yürütülen deneylerde kullanılan bu dedektörler, son derece nadir gerçekleşen parçacık etkileşimlerini tespit etmeyi hedefliyor.
Yerçekimi etkileri üzerinden inceleniyor
Karanlık madde, galaksilerin kütlesinin büyük bölümünü oluşturarak kozmik yapıları bir arada tutarken; karanlık enerjinin ise evrenin giderek hızlanan genişlemesinden sorumlu olduğu düşünülüyor. Işık yaymayan, soğurmayan veya yansıtmayan bu bileşenler doğrudan gözlemlenemediği için, etkileri yerçekimi üzerinden araştırılıyor.
Nadir çarpışmalar izleniyor
Mahapatra’nın ekibi, sıradan maddeyle son derece zayıf etkileşime girdiği düşünülen karanlık madde parçacıklarının neden olduğu nadir çarpışmaları kaydedebilecek olağanüstü hassasiyette dedektörler geliştiriyor. Araştırmacılar, bazı etkileşimlerin yılda hatta on yılda yalnızca bir kez gerçekleşebileceğine dikkat çekiyor.
Küresel projelere katkı
Ekip, küresel karanlık madde arayışının önemli projelerinden biri olan TESSERACT dedektörü çalışmalarına da katkı sağlıyor. Dr. Mahapatra ayrıca yaklaşık 25 yıldır yürütülen SuperCDMS deneyinde yer alarak, düşük kütleli karanlık madde adaylarının tespitine yönelik yöntemlerin geliştirilmesinde rol aldı.
Fizikte yeni bir dönemin kapısı aralanabilir
Bilim insanları, karanlık maddenin doğrudan tespit edilmesinin yalnızca evrenin yapısını anlamaya değil, aynı zamanda fiziğin temel yasalarına dair yeni bir dönemin başlamasına da zemin hazırlayabileceğini vurguluyor.




