Ayasofya'nın ibadete açılmasının yıldönümü münasebetiyle Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından İstanbul'da düzenlenen "Fethin Nişanesi, Medeniyetin Kalbi: Çağları Aşan Mabet Ayasofya" programı düzenlendi.
Programda bir konuşma yapan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş, bir inancın ve düşüncenin varlık gösterebilmesinde mekân unsurunun son derece belirleyici olduğunu ifade etti.
Mabetler medeniyetimizin merkezinde yer almıştır
İslam'ın mekânsal boyutunun merkezinde mabetlerin yer aldığını hatırlatan Arpaguş, "Hicretle başlayan Mescid-i Nebevi'den günümüze kadar bizim medeniyetimizin merkezinde mabet olagelmiştir. İslam'ın varlık, bilgi, iman, amel, ahlak, gaye ve değer tasavvurunun hayata ve geleceğe taşınmasında mabedin belirleyici rolü her zaman en önde gelmiştir. Nitekim Allah Resulü (Sallalahu Aleyhi Vesellem), tevhit mücadelesini mabet ekseninde başlatmış ve sürdürmüştür." diye konuştu.
"Camiler, ümmet şuurunun oluşmasına büyük katkı sağlamıştır"
Arpaguş, "Bu açıdan camilerimiz, asrısaadetten günümüze kadar Müslümanların hayatına anlam katan, değer ve ruh kazandıran mekânlar olmuştur. İslam'ın bireysel ve toplumsal boyutlarını yaşanır hale getiren ve İslam coğrafyasının her beldesine bir kimlik kazandıran camiler, mümin bilincinin inşasına, gönüllerin ihyasına, zihinlerin imarına ve ümmet şuurunun oluşmasına büyük katkı sağlamıştır. Bu anlamda insanlık için yeni bir çağ açan İstanbul'un fethinin en önemli sembolü olan Ayasofya, Müslümanların zihin ve gönül dünyalarında müstesna bir yer edinmiş ve tarih boyunca bu nadide konumunu muhafaza etmiştir." şeklinde konuştu.
"Ayasofya, İslam medeniyetinin estetik dehasının en önemli sembollerinden biri olmuştur"
Ayasofya'nın, asırlar boyunca farklı inançların, kültürlerin ve büyük imparatorlukların kalbinde yer aldığını, her dönemin ruhunu kendi gövdesinde somutlaştırmış canlı bir tarih abidesi olduğunu dile getiren Arpaguş, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:
"Ancak, 1453 yılı, onun hikâyesinde yepyeni ve geri dönülemez bir dönüm noktasını temsil etmektedir. On beş asrı aşan ömrüyle insanlık tarihinin en kıymetli ilim, hikmet ve ibadet mekânlarından olan Ayasofya, Fatih Sultan Mehmed Han'ın İstanbul'u fethiyle birlikte İslam'ın ilkelerinin ve nebevi değerlerinin evrensel nişanelerinden biri haline gelmiş ve yeni bir medeniyet ufkuna yelken açmıştır. Müslümanların elinde Ayasofya, İslam medeniyetinin adalet anlayışının, estetik dehasının ve evrensel iddialarının en önemli sembollerinden biri olmuştur. İslam medeniyeti açısından Ayasofya'yı doğru anlamak için, onu muştu, hukuk ve estetik kavramlarıyla ifade edebileceğimiz üç temel boyutta ele alabiliriz. Öncelikle Ayasofya, nebevî bir muştunun maddi ve manevi karşılığıdır. Ayasofya Camii, sıradan bir fethin değil, ilahî bir takdirin tecellisi, kutlu bir arayışın nihaî menzili ve adanmışlığın en büyük nişanesidir. İkinci olarak; Ayasofya, İslam'ın 'Fetih ve Hukuk' anlayışının en somut göstergesidir. İslam medeniyetinin en ayırt edici özelliklerinden biri, gücü hukukla, hâkimiyeti adaletle ve fethi emanet bilinciyle tesis etmesidir. Ayasofya'nın üçüncü ve belki de mimarlık tarihi açısından en büyüleyici boyutu ise İslam'ın 'Mekân ve Estetik' anlayışını yansıtmasıdır. Başta medeniyetimizin dehalarından Mimar Sinan olmak üzere Osmanlı mimarları, Ayasofya'ya ekledikleri minareler, payandalar, şadırvanlar, medreseler ve hat levhalarıyla yapıyı adeta yeniden yorumlamışlardır. Geçmişin mirasını İslam estetiğinin tevhid potasında eriterek asırlarca Süleymaniye'ye, Sultanahmet'e, Selimiye'ye ilham veren bir okul haline getirmişlerdir."




