DİSKİ Genel Müdürlüğü, su faturalarına yansıyan artışların "zam" olarak değerlendirilmesine karşı çıkarak, söz konusu değişikliğin yalnızca mevzuatın zorunlu kıldığı TÜFE endekslemesinden kaynaklandığını açıkladı. Ancak vatandaşların faturalarında gördüğü rakamlar, yapılan işlemin teknik tanımıyla günlük hayattaki karşılığı arasındaki farkı bir kez daha gündeme getirdi.

Bazı basın yayın organlarında yer alan "suya zam" haberlerine tepki gösteren DİSKİ, herhangi bir zam kararı alınmadığını savundu. Kurumun açıklamasında, tarifelerdeki artışın belediyenin takdirine bağlı olmadığı, yasal düzenlemeler gereği otomatik olarak uygulanan bir güncelleme olduğu ileri sürdü.

Ne var ki, Ocak 2026 itibarıyla su tarifelerine yansıyan %0,89 oranındaki artış, adlandırması ne olursa olsun, vatandaşın cebinden çıkan tutarın yükselmesine neden oldu. DİSKİ bu artışı "teknik bir güncelleme" olarak nitelendirirken, kamuoyunda "zam değilse nedir?" sorusu yeniden tartışılmaya başlandı.

Abone İşleri Dairesi Başkanı Uğur Özer, uygulamanın yalnızca DİSKİ’ye özgü olmadığını savundu.

Özer, Türkiye genelindeki tüm su ve kanalizasyon idarelerinin benzer şekilde TÜFE endekslemesi yaptığını ifade etti. Özer’e göre bu yöntem, kurumların keyfi bir fiyat artışı değil; enflasyon karşısında maliyetlerin erimemesi için zorunlu bir uygulama.

Ancak eleştiriler, yasal zorunluluk vurgusunun toplumsal etkileri gölgelediği yönünde yoğunlaşıyor. Artan yaşam maliyetleri, düşen alım gücü ve temel bir ihtiyaç olan suya erişimin giderek pahalılaşması, "yasal ama adil mi?" sorusunu beraberinde getiriyor. Özellikle dar gelirli vatandaşlar açısından, TÜFE gerekçesiyle yapılan her artışın faturaya doğrudan yansıması, sosyal belediyecilik anlayışının sınırlarını da tartışmaya açıyor.

"Zam değil, güncelleme" açıklamaları hukuki zeminde karşılık bulsa da, vatandaş açısından değişmeyen tek gerçek, her ay ödenen su faturalarının giderek kabarması.

Muhabir: Musa Azak