Diyarbakır

KADİM DİYARBAKIR MI CİĞERBAKIR MI?

Kadim Diyarbakır şehrimiz, özellikle son yıllarda yakaladığı huzur ve güven ortamıyla birlikte adeta bir turizm mevsimini yaşıyor.

Abone Ol

Hemen hemen her gün, özellikle de hafta sonları onlarca tur otobüsü bu aziz ve kadim şehrimizin sokaklarını dolduruyor.

Dışarıdan gelen misafirler, Diyarbakır'ın binlerce yıllık tarihi dokusuyla hemhâl olmanın sevincini yaşarken, bir yandan da bölge halkının sarsılmaz misafirperverliğini sosyal medya mecralarında övgüyle paylaşıyorlar.

Buraya kadar her şey gurur verici, her şey olması gerektiği gibi...

Ancak madalyonun bir de can yakan, şehre gönülden bağlı olanları derinden yaralayan diğer yüzü var.

Diyarbakır Peygamberler ve Sahabeler şehridir. İslam ordularının Anadolu'ya açılan ilk kapısı, görkemli camileri, köklü kiliseleri, müzeleri ve bağrında yatan sahabe kabirleri, dünya kültür Mirası Hevsel bahçeleri ile binlerce yıldır ayakta duran surları insanlığın ortak hafıza merkezidir.

Tarihin kokusunu ve dokusunu içine çekmek isteyenlerin asıl sığınağı burasıdır. Ne var ki, bu muazzam tarihi hafızanın gelen ziyaretçilere özümsetilmesi, yaşatılması ve aktarılması gerekirken bugün "Diyarbakır" denince sadece “ciğer ile karpuzun” getirilmesi, bu kadim coğrafyanın kültürel zenginliğine yapılmış en büyük haksızlıktır.

Ayrıca, kaldırımları ve yolları işgal eden sokak ciğerciliği ile şırdancılığının, Diyarbakır mutfağının saygınlığına gölge düşürmesine izin verilmemeli. Nezih bir ortamda leziz bir yemek yemenin sağlıklı ortamı oluşturulmalı.

Net ifade ediyorum, Kadimlik Diyarbakır'dır, hafıza Diyarbakır'dır, kültürel zenginlik Diyarbakır'dır… Şehrimizin imajını, o sarsılmaz heybetini sadece ciğer ve karpuza sıkıştırmak, bu topraklara yakışan bir vizyon değildir.

Elbette Diyarbakır'ın gastronomi lezzetleri konuşulmalı, bu eşsiz mutfak gelen misafirlere en güzel şekilde tattırılmalıdır. Gastronomi de bu şehrin bir parçasıdır. Ancak her şeyin önüne sadece yeme içmeyi koyduğumuzda, Diyarbakır'ın asıl kadimliği olan tarihine ve maneviyatına karşı büyük bir vefasızlık sergilemiş oluruz.

Gastronomi üzerinden şehrin ekonomisine katkı sunmak isteyen kurumlar şüphesiz kendi rollerini oynuyorlar.

Fakat asıl sorumluluk Kültür ve Turizm Bakanlığı'nda, belediyelerde ve yerel yönetimlerdedir. Dışarıdan gelen ziyaretçilere rehberlik eden tur liderlerinin eğitimi ve yönlendirilmesi noktasında ciddi, planlı ve kararlı adımlar atılmalıdır.

Tur rehberlerinin, Diyarbakır'ın asıl kimliğinin taş işçiliğinde, hanlarında, camilerinde, kiliselerinde ve sahabelerin manevi huzurunda… saklı olduğunu aktarması bir zorunluluk haline getirilmelidir.

Sosyal medyanın popüler kültür paylaşımlarına baktığımızda durum daha da vahim bir hal alıyor. Şehre gelen turistlerin paylaşımları genelde "Diyarbakır'da ciğer yedik!" cümlesinden öteye geçemiyor.

Oysa bu şehri ziyaret eden bir insanın dijital dünyadaki ayak izi, surların ihtişamını, inanç merkezlerinin kutsiyetini ve müzelerin zenginliğini anlatan hayranlık ifadeleri olmalıdır.

Etkili ve yetkili mercilerin, tanıtım ve algı stratejilerini acilen bu yöne evirmesi gerekiyor. Aksi takdirde, dijital rüzgarların önünde Diyarbakır'ın kadimliği silinecek ve halkın hafızasındaki kültürel değerler yerini ciğer tüketimine bırakacaktır.

Başka şehirlere baktığımızda, gastronomi değerlerini parlatırken aynı zamanda Diyarbakır kadar köklü bir geçmişe sahip olmamalarına rağmen öyle bütüncül bir reklam ve algı yapıyorlar ki, giden turist sadece yemekle sınırlı kalmıyor.

Ziyaretçiler seyahat planlarını müzeleri, inanç merkezlerini ve tarihi mekanları merkez alarak çiziyorlar. Bizim de acilen "Kültür, Tarih ve İnanç Turizmi" başlığını, gastronomi vitrininin en üstüne, hak ettiği yere yerleştirmemiz gerekmektedir.

Bu huzurlu iklimin şehre gerçek manada fayda sağlaması için yerel yöneticiler daha duyarlı davranmalı, Diyarbakır'ın tarihi yapısına, estetiğine ve ruhuna aykırı her türlü popülist hareketten kaçınmalıdır. Bir şehrin hafızasını silmek o halka iyilik olmadığı gibi, bizden önceki medeniyetlere ve toplumlara da büyük bir saygısızlıktır.

Ciğerin ve karpuzun popülaritesini, binlerce yıllık asil değerlerin önüne geçirmeye çalışan algı ortakları bu anlayış ve yaklaşımlarından vazgeçmelidir.

Diyarbakır'ın büyüklüğü ve asıl heybeti kaşık-çatal ve tabaklarda değildir, taş köprülerinde, ulu mabetlerinde, Hevsel'in bereketinde ve bağrında yatan İslam neferlerinin manevi iklimindedir.

"Şehri sadece mideyi doyurmak için değil, manevi ruhunu doyurmak için" ziyaret edilecek bir yer olarak yeniden konumlandırmak hepimizin vefa borcudur.

Diyarbakır'ın kadimliğini kaşık/çatal/bıçak/tabak arasına sıkıştırmayalım!

Dünyada bir başka Diyarbakır yok!

Ulu camisi, on gözlü köprüsü, dört ayaklı minare camisi, Hazreti Süleyman Camii, binlerce yıldır ayakta duran surları, kiliseleri, tarihi yapıları, hevsel bahçeleri ve daha niceleri…!

Kadim tarihin ve zengin kültürün kıymetini bilelim ve kıymetlendirelim.