ZİHNİN ŞÜPHE ZİNDANI (OKB)

Abone Ol

"Ocağı kapattım mı? Kapıyı kilitledim mi? Ya elimdeki mikroptan sevdiklerim hasta olursa? Ya zihnimden geçen o kötü düşünce gerçek olursa?.."

Günlük hayatta sıkça duyarız: "Benim simetri hastalığım var", "Çok temizim, biraz OKB’yim galiba..." Nitelikli bir titizliği, düzen tutkusunu ya da simetri merakını kolayca OKB etiketinin altına sıkıştırıveriyoruz. Oysa bir psikolog olarak klinik odamda gördüğüm OKB (Obsesif Kompulsif Bozukluk) halk diliyle (Vesvese) tablosu, popüler kültürün sevimli gösterdiği o "düzenlilik" masalından çok uzaktır.

OKB; bireyin zihninde aniden beliren, istem dışı, mantıksız ama yaratığı dehşet açısından son derece gerçekçi olan obsesyonlar (davetsiz düşünceler) ile bu dehşeti ve kaygıyı yatıştırmak için yapılan kompulsiyonların (tekrarlayan davranışlar) oluşturduğu amansız bir zihinsel hapishanedir.

Bu bozukluk bir kişilik özelliği değil; zihnin duygusal alarm sisteminin (amigdalanın) bozulması ve "yanlış alarm" vermesidir.

Düşünce ile Eylemi Eşitlemek: "Düşündüysem Yapmışımdır"

OKB’si olan bir birey için zihne gelen bir düşünce, sadece bir düşünce değildir. Psikolojide biz buna "Düşünce-Eylem Eşitlenmesi" (Thought-Action Fusion) deriz. Birey zihninden geçen olumsuz veya uygunsuz bir düşünceyi, o eylemi gerçekten yapmış kadar suçluluk verici bulur.

Zihin bir kez o fısıltıyı ürettiğinde: "Ya kapıyı açık bıraktıysan ve içeri hırsız girerse?" Sağlıklı bir beyin bu düşünceyi "Kapıyı kilitlediğimi hatırlıyorum" diyerek çöpe atabilirken; OKB’li beyin bu şüpheye %100 felaket muamelesi yapar. İşte o an beliren o devasa kaygıyı düşürmek için kişi gidip kapıyı 5 kez, 10 kez, bazen saatlerce kontrol etmek zorunda kalır.

Ancak burada trajik bir tuzak vardır: Kompulsiyonlar (kontroller, yıkamalar, saymalar) kaygıyı anlık olarak düşürse de, uzun vadede OKB canavarını daha da besler ve büyütür. Birey kontrol ettikçe zihnine şu mesajı verir: "Evet, kapıyı kontrol etmeseydim felaket olacaktı, demek ki korkum haklıydı!"

Bir Vaka Örneği: Danışanım ve "Sayılardan Örülü" Hayat

Danışanım, özel bir işyerinde çalışan bir yetişkindi. Bana başvurduğunda elleri aşırı yıkamaktan tahriş olmuş ve iş yerindeki verimliliği ciddi şekilde düşmüştü. Nedeni, günün yaklaşık 3 saatini banyoda ve lavabo başında geçirmek zorunda kalmasıydı.

Danışanın zihninde son iki yıldır gelişen yoğun bulaşma obsesyonu şuydu: "Eğer dışarıdan geldiğimde kıyafetlerimi ve vücudumu belirli bir sırayla ve 'tam anlamıyla' dezenfekte etmezsem, dışarıdaki ölümcül mikropları eve taşıyıp ailemin ağır bir hastalığa yakalanmasına sebep olacağım."

Danışan eve girdiğinde önce ayakkabılarını ve kıyafetlerini poşetleyip balkona kaldırıyor, ardından kollarını ve yüzünü her defasında belirli bir sıra ve sayıyla yıkıyordu. Tam işlemi bitirecekken zihnine "Sabun koluma tam temas etmedi, ya mikrop kaldıysa?" şüphesi düşüyor ve tüm temizlik ritüelini baştan başlatıyordu. Çaresizliğini şu sözlerle ifade ediyordu: "Hocam, bu kadar yıkamanın cildime zarar verdiğini ve mikropların bu şekilde yok olmadığını mantıken biliyorum. Ama 'Ya bir mikrop kaldıysa ve sevdiklerime zarar verirse?' düşüncesinin getirdiği suçluluk duygusuyla baş edemiyorum."

Seanslarımızda Bilişsel Davranışçı Terapi’nin (BDT) temel yöntemlerinden olan Maruz Bırakma ve Tepki Önleme (ERP) protokolünü uyguladık. Aşamalı olarak danışanı en çok zorlayan adımla yüzleştirdik: Dışarıdan geldikten sonra ellerini yalnızca bir kez, normal bir süreyle yıkaması ve kıyafetlerini değiştirmeden salonda oturması (yani temizlik ve dezenfeksiyon ritüellerini yapmayarak tepkiyi önlemek).

İlk seanslarda deneyimlediği kaygı düzeyi son derece yüksekti. Ancak ritüelleri gerçekleştirmeden de zihnindeki felaket senaryolarının gerçekleşmediğini, kaygının tepe noktasına ulaştıktan sonra sinir sistemi tarafından kendiliğinden düşürüldüğünü (alışma) tecrübe ettikçe, zihnindeki şüphe mekanizmasının kontrolünü yeniden kazanmaya başladı. Zamanla dışarıdan eve geldiğinde rutin bir şekilde ellerini yıkayıp günlük yaşamına devam edebilen özgür bir bireye dönüştü.

Zihnin Şüphe Tuzağından Çıkmak İçin 3 İlk Yardım Adımı

Eğer siz de zihninizin ürettiği "Ya şöyle olursa?" sorularının peşine takılıp saatlerinizi ritüellerle harcıyorsanız, şu psikolojik farkındalıkları hayatınıza dahil etmelisiniz:

  1. Düşüncelerinize Önem Vermeyin: Zihniniz günde ortalama 60-70 bin düşünce üretir. Bunların bir kısmı saçma, şiddet içeren veya mantıksız olabilir. Bir düşüncenin zihninize gelmesi, sizin arzunuzu veya karakterinizi göstermez. Düşünceyi bir misafir gibi görün: Gelebilir, ama ona çay ikram etmek (peşinden gitmek) zorunda değilsiniz.
  2. Belirsizlikle Yaşama Toleransınızı Artırın: OKB, %100 kesinlik arayışıdır. Oysa hayatta hiçbir şeyin %100 garantisi yoktur. Zihniniz size "Ya kapı açıksa?" diye sorduğunda, ona mantıklı kanıtlar sunarak tartışmaya girmeyin (zihinle tartışmayı OKB her zaman kazanır). Bunun yerine zihninize şu esnek cevabı verin: "Evet, belki de açıktır. Bu belirsizlikle yaşamayı seçiyorum."
  3. Kaygı Dalgasını Yüzerek Geçin (Kompulsiyonu Erteleyin): Zihniniz bir ritüel yapmanızı (yıkamak, kontrol etmek, saymak) emrettiğinde, kendinize hemen "yapmayacağım" demek yerine zaman kazandırın. "Şu an kontrol etme isteğim çok yüksek. Bunu 10 dakika sonra yapacağım" deyin. O 10 dakika boyunca kaygının zirve yapıp ardından nasıl düşüşe geçtiğini gözlemleyin.

Unutmayın: OKB bir irade zayıflığı değil, tedavi edilebilir bir beyin ve zihin durumudur. Zihninizin size sunduğu her senaryo bir gerçeklik değil, sadece nörolojik bir gürültüdür.

Bugün zihninizin ürettiği o felaket senaryolarına cevap vermek için koşturmak yerine; durup o gürültüye sadece bir izleyici gibi bakmaya ne dersiniz? Zihniniz konuşabilir, bırakın konuşsun; kontrol kumandası sizin elinizde.

Haftaya, insan ruhunun karmaşık labirentlerinde kaybolmadan kendi yolunu bulabilme cesaretini konuşacağımız bir başka yazıda buluşmak dileğiyle...