2026'nın baharını soluduğumuz şu günlerde, yanı başımızdaki coğrafyada insanlığın bütün değerleri ağır bir imtihandan geçiyor. Gazze artık yalnızca bir şehir adı değil. Açlığın, susuzluğun ve devasa bir enkazın altında yeşermeye çalışan bir hayatta kalma mücadelesinin adı.
Tarihin belki de en karanlık sayfalarından biri yazılıyor. israilin saldırıları durmaksızın sürerken, gökyüzünden yağan bombalarla birlikte yardımların önü kesiliyor. Gazze'de ve Batı Şeria'da yaşananlara alışmak, onları sıradanlaştırmak ise bu acının en tehlikeli biçimi. Bıkkınlığa, kanıksamaya teslim olmak, sessizliğin en ağır hâlidir.
Bugün Gazze'den gelen sayılar artık kuru istatistikler değil, yürek yakan birer feryattır. Hayatını kaybedenlerin sayısı 72 bini aşmış durumda. Bu kayıpların %70'i kadınlar ve henüz hayatının baharını görememiş çocuklar… 21 binden fazla çocuk. Bu, sadece rakam değil, bir neslin sessizce yok oluşudur. Sokaklarında çocuk kahkahalarının yankılanmadığı, parkların yerini enkazların aldığı, hastanelerinde ilaç yerine duaların yükseldiği bir yerden söz ediyoruz.
Bugün orada en büyük lüks, bir bardak temiz su. Altyapının çöküşüyle salgın hastalıklar artık kapıda değil, hayatın tam ortasında. Birleşmiş milletler verilerine göre
1 milyondan fazla insan akut açlıkla mücadele ediyor. Bombardımanlar sonucu uzuvlarını kaybetmiş, bir protez kolu ya da ayağı bekleyen insanlar var.
Ekim 2025 itibarıyla 1.700'den fazla sağlık çalışanı hayatını kaybetti. Doktorlar, hemşireler, eczacılar, teknisyenler… Şifa dağıtması gereken eller artık yok. Annelerin çocuklarına uzatacak bir kaşık maması, yaralıların acısını dindirecek bir anestezi bile bulunamıyor.
Evleri yıkılan 1.9 milyon insan, naylon çadırların altında ya kışın ayazıyla ya da yaklaşan sıcakların acımasızlığıyla baş başa bırakılmış durumda.
"Biz ne yapabiliriz ki?" sorusu… Belki de en kolay, ama en tehlikeli sığınak. Çünkü bu soru, çoğu zaman vicdanı susturmanın bir yolu oluyor. Oysa bizler diplomasi masalarında olmasak da, sivil toplumun ve bireysel vicdanın gücünü taşıyoruz.
Bulunduğumuz yerden uzanan bir el olabiliriz. Yardım kuruluşları aracılığıyla Gazze'ye umut taşıyabiliriz.
Yetimler vakfı ve Umut Kervanı gibi kurumlar, aşevleri kuruyor, su ulaştırıyor, hastaneler inşa ediyor, eğitim için destek sağlıyor. Küçücük bir bağış bile orada bir tencerenin kaynaması, bir çocuğun yüzünde tebessüm demek.
Ama sadece maddi destek değil… Unutmamak ve unutturmamak da bir sorumluluk. Bu acının dünyaya sıradan gelmesine izin vermemek gerekiyor. Sosyal medyada, sohbetlerde, toplantılarda, okullarda Gazze'yi konuşmaya devam etmek… Çünkü unutmak, en az yaşananlar kadar derin yaralar açar.
Şehrimizde düzenlenen kampanyalara katılmak, kermeslere destek olmak, bilgilendirme toplantılarında yer almak, İsrail mallarını ve destekçilerini boykot etmek…Bunlar küçük adımlar gibi görünse de bir toplumun direncini ayakta tutan şey tam da bu dayanışmadır.
Gazze'nin yeniden inşası için milyarlarca dolardan söz ediliyor. Ama bugün asıl ihtiyaç, hayatta kalabilmek. Bebeklerin açlıktan ölmediği, insanların bir yudum temiz su için kilometrelerce yürümek zorunda kalmadığı bir dünya… Bu, hepimizin ortak sorumluluğu.
Çünkü tarih sadece yaşananları değil, o yaşananlar karşısında sessiz kalanları da yazacaktır.
Bugün bölgede aktif olan yardım kuruluşlarının çalışmalarına baktığımızda umut veren çabaları da görüyoruz.
Yetimler Vakfı savaşın en ağır yükünü taşıyan yetim çocuklara odaklanıyor. Barınmadan eğitime, nakdi destekten koruyucu projelere kadar birçok alanda faaliyet gösteriyor. "Bir Yetimi de Sen Giydir" ve "Yetim Hamiliği" gibi projelerle çocukların hayatına dokunuyor. Yapılan yardımları şeffaf bir şekilde paylaşarak güven veriyor. Ayrıca bombalanarak harabeye dönen Al Cela Hastanesi'ni sahra hastanesi olarak yeniden hizmete açmak için çalışmalara başlamışlar.
Umut Kervanı ise Gazze'de kurduğu aşevleri, dağıttığı gıda kolileri ve ulaştırdığı insani yardım tırlarıyla hayati bir rol üstleniyor. "Gazze'ye Umut Ol" mottosuyla fırınları çalıştırıyor, temel gıdaların ulaşmasını sağlıyor. Eğitimin sürmesi için öğretmenlere düzenli destek veriyor. Han Yunus'ta açtığı diyaliz hastanesiyle her gün yüzlerce hastaya -Aldıkları 2 Minibüs ile hastaların ulaşımını da sağlayarak-umut oluyor.
Geçtiğimiz günlerde Şifa hastanesi kompleksi içerisinde bulunan sağlık eğitimi binasının tadilat ve restorasyon yapımını üstlenmişler. Sağlık eğitimi binalarının onarımıyla geleceğin doktor, hemşire ve sağlık çalışanlarının yetişmesine katkı sağlayacaklar.
Kurban kesimini de yapmaktalar, Gazze'de kurbanlık canlı hayvan bulunmadığından Mısır ve Hindistan'dan kurbanlıklar kesilip gazzelilerin damak tadına uygun baharatlar ile pişirilip konserve haline getirilip kurban etleri şoklanarak Dubai ve Ürdün'deki Et entegre tesislerinde muhafaza ediliyor. Yapılan bu konservelerde daha sonra Gazze'nin içerisine doğru sevkiyatı yapılıyor.
Yetim kardeşlerimize umut olmak için:
Yetimler Vakfı aracılığıyla destek olmak için yetimlervakfi.org.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Umut Kervanı ile destek olmak için umutkervani.org.tr üzerinden bağış yapabilirsiniz.
Ayrıca Her iki kuruluşun temsilciliklerine giderek ayni veya nakdi yardımlarınızı doğrudan ulaştırabilirsiniz.
Gelin…hep beraber AMEDHABER'in bu köşesinden yükselen çağrıya kulak verelim, bugün Gazze için bir şeyler yapalım.
Gazze çok yorgun…!