YEDİ DÜVELE KARŞI İRAN

Abone Ol

Yıllarca İran İslam Cumhuriyeti hakkında aynı cümleleri tekrarlayan kompleksli kişilikler vardı: “Kâğıttan ülke”, “Laf cambazı”, “İsrail’le anlaşmalı”, “Danışıklı kavga ediyor”, “Tarihte İsrail’e bir taş bile atmamışlar” şeklinde sözlerle küçümseyenler…

Bugün yaşananlara bakınca o sözlerin ne kadar yüzeysel, kışkırtıcı, acımasız, desteksiz ve kolay sarf edilmiş olduğunu görmek zor değil.

Çünkü tarih bazen propaganda cümlelerini değil, sahadaki direnci yazar. Bugün Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler de tam olarak bunu göstermektedir.

Gerçek şu ki İran uzun yıllardır çok ağır bir kuşatma altında yaşamaktaydı. Yarım asrı aşan ambargolar, ekonomik baskılar, diplomatik izolasyon ve askeri tehditler…

Buna rağmen İran İslam Cumhuriyeti ve halkı geri adım atmadan ayakta kalmaya çalışmaktadır. Ekonomisi ciddi zorluklar yaşasa, teknolojik ve askeri anlamda dev güçlerle kıyaslanamayacak bir konumda olsa da ‘İradesini teslim etmeyen’ bir toplum gerçeği ortadadır.

İran’ın etrafına bakıldığında tablo daha da nettir. ABD askeri üsleri adeta bölgeyi çepeçevre kuşatmış durumdadır.

Siyonist İsrail ise bölgede askeri ve siyasi üstünlüğünü sürdürmek için sürekli yeni hamleler yapmaktadır.

Geçen yıl 12 günlük savaşta yaşadığı prestij kayıplarını örtmek isteyen Siyonist İsrail’in arkasında ise her zaman olduğu gibi Epstein sabıkalısı ABD'nin gücü bulunmaktadır.

12 günlük savaşta istediği başarıyı elde edemeyen Siyonist israil, Avrupa’yı yardıma çağırmıştı… Geldiğimiz süreçte ise ABD, Avrupa ve Çin’i NATO’yu ve dahi birçok ülkeyi İran’a karşı yanlarında durmaya çağırıyor… Anlaşılan İşgalci ABD ve Siyonist İsrail hesap edemedikleri bir savaşın içerisinde bocalamaktadır.

Bu iki haydut devletin yürüttüğü politikalar Ortadoğu’da gerilimi sürekli tırmandırmaktadır.

Ancak tarihin öğrettiği çok basit bir gerçek vardır. Bir halkın iradesi kırılmadan o halkı teslim almak mümkün değildir.

İran halkı yıllardır ambargolarla, tehditlerle ve baskılarla karşı karşıya olmasına rağmen direnmeye devam etmektedir. Bu durum sadece askeri bir mesele değil, aynı zamanda toplumsal bir dayanıklılık meselesidir.

Bölgedeki birçok Arap ülkesinin ve sözde İslam dünyasının bu süreçteki sessizliği ise ayrıca düşündürücüdür.

Ne yazık ki birçok yönetimin Washington ve Tel Aviv çizgisinden bağımsız hareket edemediği bugün çok daha açık şekilde görülmektedir. Bu tablo sadece İran açısından değil, bütün bölge açısından ibret verici bir durumdur.

Yıllarca siyasi ve ekonomik ambargolarla zayıflatılmaya çalışılan İran, bu nedenle savunma kapasitesini kendi imkânlarıyla geliştirmeye yönelmiştir.

Füze teknolojisine yaptığı yatırımlar da bu zorunlu stratejinin bir sonucudur. Bugün İran’ın bu caydırıcı gücü, ona düşmanlık eden birçok ülkenin daha temkinli davranmasına neden olmaktadır.

Bu savaş döneminde dillerini yutmaları gerekenler hala dil uzatmaya devam ediyorlar.

“Oturduğu yerden konuşanlar şimdi susmalıdır.”

“El insaf!”

İran’a yıllarca küçümseyici sözler söyleyenlerin bugün biraz durup düşünmesi gerekir. Çünkü Ortadoğu’da yaşananlar bize çok açık bir gerçeği tekrar hatırlatmaktadır.

Güç sadece ekonomik büyüklükle ya da askeri teknolojiyle ölçülmez.

En büyük güç, bir halkın kırılmayan iradesidir.

Bu kırılmaz iradenin İran’da olduğunu görebiliyoruz.

İşgalci ABD, siyonist israil ve tüm dünya İran’ın ne kadar güçlü bir ülke olduğunu şimdi daha iyi anlayabiliyor…

19 günlük savaş sonucunda…

İşgalci ABD ve Siyonist İsrail başarıya ulaştı mı?

Hedeflerini gerçekleştirdiler mi?

Hatırlayalım…

Neler demişlerdi…

Balistik füzelerini yok etme…

Hürmüz boğazını kontrol etme…

Nükleer silahları yok etme…

Rejimi ortadan kaldırma…

Yeni lideri belirleme…

İç karışıklık çıkarma…

Petrolünü ele geçirme…

Sonuç mu?

Karar sizin…!