YAKINLAŞTIK MI, UZAKLAŞTIK MI?

Abone Ol

Teknoloji baş döndürücü bir hızla gelişiyor. Bir zamanlar saatler, hatta günler süren yolculuklar bugün birkaç saat içinde tamamlanabiliyor. Dünyanın bir ucundaki insanla saniyeler içerisinde görüntülü görüşebiliyor, istediğimiz bilgiye anında ulaşabiliyoruz. Şüphesiz ki bütün bunlar insanlık adına önemli kazanımlar. Ancak bu gelişmelerin gölgesinde gözden kaçırdığımız bir gerçek var: İnsan, insandan uzaklaşıyor.

Geçtiğimiz Kurban Bayramı'nda geniş aile olarak bir araya geldik. Kimi yaklaşık 700 kilometre uzaklıktan, kimi ise 1300 kilometre mesafeden gelmişti. Bayramların en güzel yanı olan hasret gidermek, sohbet etmek ve birlikte vakit geçirmek için herkes büyük fedakârlıklarla yollara düşmüştü. İlk dakikalarda özlemle sarılmalar, hâl hatır sormalar ve geçmiş günleri yad etmeler vardı. Ancak kısa bir süre sonra dikkat çekici bir manzarayla karşılaştım.

Aynı odada bulunan insanlar, farkında olmadan ellerindeki telefonlara yöneldi. Kimi sosyal medya akışında gezinmeye başladı, kimi kısa videolar izledi, kimi de sanal dünyadaki gelişmeleri takip etti. Dakikalar önce kilometrelerce yolu aşarak bir araya gelen insanlar, birkaç santimetrelik ekranların ardına saklanmıştı. Fiziksel olarak yan yana olsak da zihnen ve ruhen birbirimizden uzaklaşmıştık.

Bu durum aslında çağımızın önemli bir çelişkisini ortaya koyuyor. Ulaşım araçları bizi birbirimize daha hızlı ulaştırıyor, iletişim teknolojileri mesafeleri ortadan kaldırıyor; fakat bütün bunlara rağmen gerçek anlamda yakınlaşabiliyor muyuz? Aynı oda da oturup birbirimizin yüzüne bakmadan geçirilen saatler, bize bu soruyu yeniden sorduruyor.

Elbette teknolojiye karşı olmak mümkün değil. Hatta doğru kullanıldığında teknoloji hayatı kolaylaştıran, bilgiye erişimi hızlandıran ve insanlara büyük imkânlar sunan önemli bir araçtır. Sorun teknolojinin kendisinde değil, onu nasıl kullandığımızdadır. Telefonlar, tabletler ve sosyal medya platformları hayatımızın merkezine yerleştiğinde, gerçek ilişkilerimiz ikinci plana düşmeye başlıyor.

Sosyal medya bize yüzlerce, hatta binlerce kişiyle bağlantı kurma imkânı sunuyor. Ancak bu bağlantıların çoğu, gerçek bir dostluğun ve samimi bir sohbetin yerini dolduramıyor. Bir ekran üzerinden gönderilen beğeniler, emojiler ve kısa yorumlar; göz göze yapılan bir konuşmanın, içten bir gülümsemenin veya sıcak bir aile sohbetinin verdiği değeri sağlayamıyor.

Bugün birçok insan yalnızlıktan şikâyet ediyor. Oysa hiç olmadığı kadar fazla iletişim aracına sahibiz. Belki de sorun, iletişim kuruyor olmamız değil; gerçek anlamda temas kuramıyor olmamızdır. Sosyal medyada geçirilen uzun saatler, zamanla insanı çevresindeki insanlardan koparabiliyor. Kalabalıklar içinde yalnızlaşan bireylerin sayısı her geçen gün artıyor.

Bayramlar, düğünler, aile toplantıları ve dost meclisleri aslında bu yalnızlığı aşmak için önemli fırsatlardır. Bu anlarda telefon ekranlarını bir kenara bırakıp karşımızdaki insanı dinlemek, onunla sohbet etmek ve birlikte geçirilen zamanın kıymetini bilmek gerekir. Çünkü yıllar sonra hatırlanacak olan şey, sosyal medyada kaç paylaşım gördüğümüz değil; sevdiklerimizle kurduğumuz samimi bağlar olacaktır.

Teknoloji hayatımızın vazgeçilmez bir parçasıdır. Ancak teknoloji bir amaç değil, araç olmalıdır. İnsan ilişkilerinin önüne geçtiğinde değil, onları güçlendirdiğinde değer kazanır. Yüzlerce kilometre yol kat ederek bir araya geldiğimiz insanlarla gerçekten yakınlaşabilmek için bazen yapmamız gereken tek şey, telefon ekranını kapatıp karşımızdaki insanın gözlerinin içine bakmaktır.

Belki de günümüz insanının en çok ihtiyaç duyduğu şey budur: Daha fazla bağlantı değil, daha fazla samimiyet.