Uzun süredir devam eden terörsüz Türkiye görüşmeleri, yasal olarak kabul edilecek 12 maddelik yeni bir başlık ile şekillendirilmeye başlandı.
Tüm siyasi partilerin çatışmasızlık ortamının tesisi için ‘özellikle son zamanlarda’ yürütülen çalışmalar hakkında şeffaf bir şekilde bilgilendirildiği, bu terör belasının Türkiye’den tamamen kazınması için ortak bir mutabakatla yapıcı destek verilmesi gereken tarihi bir dönemi yaşamaktayız.
Bu yeni dönemin başlamasıyla birlikte, başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimiz olmak üzere tüm Türkiye halklarının derin ve rahat bir nefes alacağını net bir şekilde görebiliyoruz. Elbette bu kazanım sadece coğrafi bir bölgeyle sınırlı kalmayacaktır, tüm Türkiye başta ekonomik istikrar ve siyasi güven ortamı olmak üzere her alanda çok ciddi yapısal kazanımlar elde edecektir.
Sürecin başından beri son derece hassas ve kapalı bir şekilde yürütülen diplomatik temasların içeriği ve üzerinde uzlaşılan maddeler, geldiğimiz aşamada kamuoyu tarafından da yeni yeni okunmaya ve idrak edilmeye başlandı.
Aslında bu tarihi dönem sadece yasal bir metnin kabul edilmesi olarak görülmemeli aynı zamanda yarım asırdır toplumsal acıların sarılması ve Türkiye halklarının kenetlenmesinin daha da artmasıdır.
Toplumsal barışın anayasal bir güvenceye kavuşturulması Türkiye halklarını bir arada tutan en büyük zenginlik ve kazanım haline getirecektir. Terör nedeniyle yaşanan can kayıplarının tamamen durması en büyük değerimizdir.
Bugüne kadar terörle mücadeleye harcanan devasa ekonomik kaynakların, artık Türkiye halkının daha saygın, müreffeh ve onurlu bir yaşam sürmesi için yatırımlara aktarılmasının önü açılmalıdır.
Bir daha terör belasının halkımıza musallat olmaması adına, bu çözümün anayasal düzlemde kabul edilecek kalıcı bir çalışmayla sonuçlandırılması artık kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Bu süreçte tüm siyasi partiler ve toplumun tüm kesimleri şeffaf bir şekilde bilgilendirilmeli, atılan ve atılacak olan her adım Türkiye halkıyla açıkça paylaşılarak hayata geçirilmelidir.
Sürecin başarıyla yürütülmesi ile oluşacak huzur ortamı doğu bölgelerimiz başta olmak üzere tüm Türkiye’de ekonomik bir seferberliğin başlangıcı da olacaktır.
Fabrikaların kurulması kırsal kesimde tarım ve hayvancılığın canlandırılması, turizm potansiyelinin ortaya çıkarılmasıyla birlikte istihdam alanları açılacaktır.
Silahların sustuğu bir ortamda kan akmayacak alınteri akıtılacak ve üretim sağlanacak insanlarımızın ve ülkenin kalkınması daha hızlı olacaktır.
Özellikle ABD ve siyonist israilin Orta Doğu’yu kan gölüne çevirdiği, zulüm, haksızlık ve ölümlerin pervasızca sergilendiği bu küresel düzende, terörsüz Türkiye oluşumunun başarıya ulaştırılması hayati bir öneme sahiptir.
Tüm dış ve iç odakların kışkırtmalarına karşı devletin büyük bir irade göstererek ortaya koyduğu bu kararlı duruş çok değerlidir ve netice alınıncaya kadar sürdürülmelidir.
Artık emperyalist güçlerin kirli hesaplarına tek bir gencimiz bile kurban edilmemelidir. zalimlerin düzeni devam etsin diye provokatörlük yapacak odaklara geçit verilmemelidir.
Türkiye’nin etrafı bir ateş çemberi ile sarılmışken Türkiye’nin kendi iç cephesini düzenlemesi ve terör sorununu çözmesi bölgesel bir süper güç olma yolundaki büyük adımıdır şüphesiz ki içeride birliğini ve huzurunu tam anlamıyla sağlayan bir Türkiye küresel emperyalizmin bölgeyi istikrarsızlaştırma senaryolarını bozacak ve Türkiye halkları için çok daha güçlü koruyucu bir kalkan olacaktır.
Yapılan çalışmalar çok değerli olmakla birlikte yarım asırdır Türkiye’ye Kürtlerin haklarını getireceğini iddia eden örgüt 50 yıl içerisinde Kürtlere ne kazandırdı?
En basit değişle Kürt dilinin konuşulmasını anayasal düzlemde sağlayabildi mi?
Sonuçta kazanan Kürt halkı mı oldu yoksa Kürtleri çok zor duruma bırakan örgüt üyelerinin salıverilmesi mi sağlandı?
Ayrıca projenin mimarı diye lanse edilen Devlet Bahçeli başta olmak üzere hükümet ve komisyon üyeleri Kürtler için hangi olumlu cümleyi kullandı? sormak lazım!
Ayrıca sürece dış güçlerin sessiz kalmasının altında başka hinlikler/bedeller olmamalı ve Özellikle kanayan yara Gazze ve Orta Doğu’daki İslam ülkelerine saldırılara karşı sessiz kalınması sonucuna götürmemeli.
Şunu çok iyi idrak etmek gerekiyor ki, Kürt halkının meşru hakları ile elinde silah olan odakların dayatmaya çalıştığı ajandalar arasında çok net bir fark oluşmuştur. Kürt halkının hakları, hiçbir ayrımcılığa tabi tutulmaksızın, Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasal güvencesi altında ve ortak vatandaşlık hukuku zemininde teslim edilmelidir.
Bu kritik süreçte titizlikle yürütülen çalışmalar, Türkiye’ye ekonomik, siyasi ve stratejik istikrar açısından küçümsenemeyecek büyüklükte tarihi kazanımlar sağlayacaktır.
Yapılan çalışmanın hiçbir provaka edici olayla karşılaşmaması ve başarıya ulaşması dileğiyle…