ABD ve siyonist rejimin İran'a yönelik saldırılarında savaşın yalnızca gökyüzünde ve karada yaşanmadığı ortaya çıktı. Saldırıların başlamasından önce bölgede geniş çaplı bir elektronik savaş yürütüldüğü, bunun da milyonlarca insanın günlük hayatını doğrudan etkilediği belirtiliyor.
28 Şubat sabahı Tahran'da bir vatandaş navigasyon uygulamasını açtığında bulunduğu yerden yaklaşık 900 kilometre uzakta gösterildiğini fark etti. Uygulamayı kapatıp yeniden denediğinde sonuç değişmedi. Bir arkadaşını aramak istediğinde ise telefonunda ne internet ne de şebeke olduğunu gördü.
Aynı saatlerde İran'ın güneyindeki Minab kentinde bulunan kız ilkokulu "Şecere-i Tayyibe"nin ABD ve siyonist rejimin saldırısında yıkıldığı ve çoğu küçük kız öğrencilerden oluşan 165 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Ancak internet ve iletişim kesintileri nedeniyle birçok kişi saldırıdan saatlerce haberdar olamadı.
Uzmanlara göre bu durum tesadüf değildi. İnternet kesintilerini izleyen NetBlocks verilerine göre İran'daki bağlantı seviyesi kısa süre içinde normalin yalnızca yüzde 4'üne düştü ve birkaç saat sonra neredeyse tamamen kesildi. Cloudflare verileri de sabah saatlerinde ülke genelinde internetin fiilen sıfır noktasına indiğini gösterdi.
Aynı zaman diliminde Basra Körfezi'nde de olağanüstü bir durum yaşandı. Deniz istihbarat şirketi Windward'ın verilerine göre Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Umman ve İran çevresindeki sularda 24 saat içinde 1100'den fazla geminin GPS ve otomatik tanımlama sistemleri karıştırıldı. Bazı gemiler izleme ekranlarında havaalanlarında veya nükleer tesislerin yanında görünür hale geldi.
Uzmanlar bu olayların modern savaşın en tehlikeli yönlerinden biri olan elektronik savaşın parçası olduğunu belirtiyor. Elektronik savaş, radarlar, GPS sinyalleri, telefon şebekeleri, internet altyapısı ve askeri iletişim sistemleri gibi elektromanyetik spektrumda çalışan tüm sistemleri hedef alabiliyor.
Bu saldırıların üç temel yöntemi bulunuyor. İlki "karıştırma" olarak bilinen jamming. Bu yöntemde belirli frekanslar yoğun elektronik gürültüyle doldurularak gerçek sinyallerin alınması engelleniyor. Sonuç olarak radarlar hedef göremiyor, telefonlar sinyal bulamıyor ve GPS sistemleri çalışamaz hale geliyor.
İkinci yöntem ise "sinyal sahteciliği" yani spoofing. Bu yöntemde saldırgan gerçek GPS sinyallerini taklit eden sahte sinyaller gönderiyor. Alıcı cihazlar bu sinyalleri gerçek zannederek yanlış konum gösteriyor. Körfez'de yüzlerce geminin yanlış yerde görünmesinin nedeni de bu yöntem olarak gösteriliyor.
Üçüncü yöntem ise doğrudan siber saldırılar. Bu saldırılarda haber siteleri, iletişim ağları ve veri altyapıları hedef alınıyor. İran'da saldırı saatlerinde resmi haber ajansları ve medya sitelerinin büyük bölümünün erişilemez hale gelmesi bu saldırıların sonucu olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre elektronik savaşın en tehlikeli tarafı, siviller ile askeri hedefler arasında ayrım yapamaması. Bir askeri radar karıştırıldığında aynı frekansları kullanan sivil telefonlar, ambulanslar, uçaklar ve gemiler de etkileniyor.
Bu nedenle modern savaşlarda elektronik saldırılar çoğu zaman ilk aşama olarak kullanılıyor. Amaç, hedef ülkenin radarlarını, iletişimini ve bilgi akışını felç ederek savunma sistemlerini kör hale getirmek.
ABD'nin bu alanda kullandığı en önemli platformlardan biri EA-18G Growler elektronik harp uçağı. Bu uçakların görevi hava savunma radarlarını karıştırmak ve onları çalışamaz hale getirmek. F-35 savaş uçakları ise gelişmiş elektronik sensörleri sayesinde düşman radarlarını tespit edip konumlarını belirleyebiliyor.
Bu iki sistem birlikte kullanıldığında önce radarların yerleri belirleniyor, ardından yoğun elektronik karıştırma uygulanıyor ve savunma sistemleri hedef haline getiriliyor.
Ancak uzmanlar İran'ın da elektronik savaş konusunda ciddi kapasitelere sahip olduğunu vurguluyor. Özellikle Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'nda geçmiş yıllarda yüzlerce geminin GPS sinyallerinin karıştırıldığı rapor edilmişti.
2025 yılında bölgede yaklaşık 3 bin geminin GPS sinyallerinin karıştırıldığı ve Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğinin kısa sürede yüzde 20 azaldığı bildirildi. Bu durum dünya petrol ticaretinin önemli bir kısmının geçtiği bölgede ciddi güvenlik endişelerine yol açtı.
Uzmanlar günümüzde savaşın yalnızca silahlarla değil, veri ve sinyallerle de yürütüldüğünü söylüyor. Akıllı telefonlar, navigasyon sistemleri ve internet ağları modern yaşamın vazgeçilmez araçları haline gelmiş olsa da aynı zamanda savaşın görünmeyen cephesine dönüşebiliyor.
Bu nedenle birçok güvenlik uzmanı, büyük güçler arasındaki savaşlarda sivillerin en büyük risklerinden birinin artık bombalar değil, iletişim ağlarının çökmesi ve dijital sistemlerin kontrol altına alınması olduğunu belirtiyor. Çünkü telefonlar, navigasyon sistemleri ve internet kesildiğinde insanlar yalnızca haber alamamakla kalmıyor, aynı zamanda nerede olduklarını ve sevdiklerinin hayatta olup olmadığını bile öğrenemiyor.