Mardin'de "Sofi Usta" lakabıyla tanınan 37 yaşındaki Seyfettin Çelik, küçük yaşlarda başlayan sanat tutkusunu eşsiz bir ustalığa dönüştürdü. Negatif oyma tekniğini tesbih sanatına uyarlayan Çelik, tarihi cami tasvirleri milimetrik detaylarla tesbih tanelerine işleyerek dikkat çekiyor.
Diyarbakır Güzel Sanatlar Lisesi'nin ardından Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü'nde eğitim alan Çelik, sanat yolculuğuna resimle başladı. Zamanla takı ve tesbih sanatına yönelen usta, nadir bilinen negatif oyma tekniğini kendi çabalarıyla öğrenerek bu alanda kendini geliştirdi.
Yaklaşık 15 yıldır bu sanatı icra eden Çelik, İslam dünyası için önemli olan Ayasofya, Sultanahmet ve Selimiye gibi camileri ve geleneksel motifleri eserlerine taşıyor. Lale ve nar gibi kültürel anlamı güçlü figürleri de işleyen sanatçının eserleri hem estetik hem de manevi değer taşıyor. Aylar süren eser, yoğun ilgi görüyor. Çelik hem geleneksel sanatları yaşatmayı hem de bu eşsiz tekniği gelecek nesillere aktarmayı hedefliyor.
"Dünyada negatif oymayı yapan 5-6 kişinin olduğunu biliyoruz"
Kendi imkanlarıyla edindiği sanat hakkında konuşan Çelik, "Çok küçük yaşlardan beri resme çok meraklıydım. Liseyi Diyarbakır'daki Güzel Sanatlar Lisesi'nde okudum. Oradan sonra İstanbul Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümünü kazandım. Önce resimle başladım, farklı alanlardan yaklaşık 10 yıl kadar eğitim aldım. O sırada İstanbul'daki bazı takı ustalarının yaptığı takılarla tanıştım ve takıya merak saldım. 'Bu sanatı takıda devam ettirebilir miyim?' diye düşündüm. Bir Ermeni ustanın negatif oyma çalışmalarını gördüm; bu vesileyle büyük hayranlık ve saygı duydum. Bu iş benim o zamana kadar yapamadığım bir şeydi. 'Nasıl olur, nasıl yaparım?' diye çok araştırdım, uğraştım, bazı insanlara ulaşmaya çalıştım. Ancak bu sanat gizli bir sanat olarak biliniyormuş, kimseye pek öğretilmiyor. Dünyada negatif oymayı yapan 5-6 kişinin olduğunu biliyoruz. Daha sonra kendi imkânlarımla uğraşarak bir şekilde öğrendim; elbette yıllarımı aldı. Yaklaşık 2 yıl içinde kaba taslakları öğrenmiş oldum, daha sonraki süreçte işi ilerlettim. Sonunda hayranlıkla izlediğim ve gördüğüm şeyleri birebir yapabilmeyi başardım." şeklinde konuştu.
15 yılı aşkın yaptığı bu sanatı dünyada tek usta olarak icra ettiğini belirten Çelik, "Yaklaşık 15 yıl önce bu tekniği tesbih sanatına uyarlamaya başladım, aynı anda hem takı hem de tesbih yapmaya başladım. Tesbihlerde bu tekniği uygulayabilen dünyada yalnızca ben varım. Şu an bu sanatı sadece ben icra ediyorum. Okuduğum bölümle ilgili olarak geleneksel sanatların değerlerini, bazı tezhip sanatı motiflerini, camileri, laleleri, narları -geleneksel sanatta kıymet bulan ve derin anlamları olan figürleri- tesbihlere ve takılara işlemeye başladım. Uzun bir müddet sonunda bu da mümkün oldu. O zamandan beri tesbih sanatını devam ettiriyorum." dedi.
"Oyma süreçleri, işin zorluğuna göre ortalama iki haftadan bir aya kadar değişiyor"
Çelik, eserlerin oyma ve boyama süreçleri hakkında bilgi vererek, "Genelde ilk başlangıcım Türkiye'deki önemli mimari yapıları işleyerek başladı. Daha sonra dünyanın en güzel camilerini araştırdım ve onları oymaya başladım, böyle bir süreç gelişti. Her camiyi oymak mümkün olmuyor ama oyabildiğim, mümkün olan camileri yapmaya çalışıyorum. Bunda hem oyma süreci hem de minyatür olarak boyama süreci var, ikisi de ayrı süreçler. Oyma süreçleri, yapacağımız şeyin zorluğuna göre ortalama iki haftadan bir aya kadar değişiyor. Boyamalar ise bir haftadan 10 güne kadar sürüyor. En çok süren yapılar genellikle camilerdir çünkü onların mimari özellikleri zaten zor. Ne hikmetse taşın içine oymak için çok uygun formlara sahip. Genel olarak her işi zor. Bu işi yapabilmesi için birinin yeterli donanıma sahip olması, resim yapabilen, minyatür bilgisine sahip olması gerekir. Aynı zamanda bunların tamamen tersini düşünüp negatifini oluşturabilmesi de gerekiyor. Bu bir süreç ama buna merak salan yetenekli genç dostlarımı elbette eğitmek isterim." ifadelerini aktardı.
"Amacım bunu yaymak, nesillere taşımak"
Hem geleneksel sanatları yaşatmayı hem de bu eşsiz tekniği gelecek nesillere aktarmayı hedeflediklerini belirten Çelik, şu ifadelere yer verdi:
"Amacım öncelikle bunu bir iş olarak sürdürmek ve içinde yapılan şeyler -minyatür, cami motifleri, lale, nar gibi kültürümüzle çok yakın motifler ve buna benzer birçok şey… Bu motifler bizim kültürümüzle çok yakın ilişkili. Bunun geleneksel bir değer kazanmasını, sanatlarımızın içindeki yerini almasını ve bizim mirasımız olarak yaşatılmasını istiyorum. Çünkü gerçekten sıra dışı bir sanat; dünyada örneği çok az. Kökü çok eskilere dayanıyor. Binlerce yıl önce Persler ve Romalılar da yüzük ve takılar üzerine benzer şekiller işliyordu. Ancak zamanla bu sanat kaybolmuş, o dönemin ustaları da göçüp gitmiş, geride bu işi sürdüren kimse kalmamış. Şu an yeniden gün yüzüne çıkıyor ve bu sanatı yeniden temsil edebilecek olanlar yine biz olabiliriz. Sonuçta bu topraklarda doğmuş, burada hayat bulmuş bir değer ve çok kıymetli. Geleneksel sanatlarımıza hem büyük bir katkı sağlayacağına hem de onlara ayrı bir çekicilik ve derinlik katacağına inanıyorum. Amacım da bunu yaymak, nesillere taşımak. Eğer bu konuda ufak da olsa bir katkıda bulunabilirsem ne mutlu bana."