SİYONİST İŞGALE KARŞI BİRLİK VAKTİ

Abone Ol

1979’da İran Devrimi ile birlikte sadece şahlık rejimi değişmedi; aynı zamanda bir zihniyet, bir direnç ve bir “kendi ayakları üzerinde durma” iradesi doğdu.

O günden bu yana İran, dış baskılara rağmen kendi güvenlik reflekslerini geliştiren, sistemini korumayı öncelik haline getiren bir yapı inşa etti. Bu süreçte yetiştirilen kadrolar, sadece askeri değil ideolojik bir bağlılıkla da şekillendi. Bu gerçek, dışarıdan bakıldığında çoğu zaman hafife alındı.

Özellikle ABD ve İsrail ekseninde şekillenen politikalar, İran’ın iç dinamiklerini ve direncini doğru okuyamadı, İran’ı kolay lokma sandılar ama hesapları tutmadı.

“Lideri ortadan kaldırırsak sistemi çökertiriz, olay biter” diye düşündüler. Ama bölgenin sosyolojik ve tarihsel gerçekliğini göz ardı ettiler. Oysa İran’da mesele yalnızca liderlik değil, kökleşmiş bir devlet ve ideolojik süreklilik var.

İran bir yandan Batı ile mesafesini koruyor, diğer yandan ise Rusya, Çin ve Kuzey Kore gibi aktörlerle de ilişkilerini geliştirerek çok yönlü bir denge politikası izliyor. Bu strateji, ülkenin hem ekonomik hem de askeri açıdan kendini tahkim etmesine de olanak sağlıyor. Uluslararası sistemde yalnızlaşmak yerine alternatif bloklarla hareket ediyor. Bu aslında İran’ın en önemli kozlarından biri haline geldi.

Burada dikkat çekici bir çelişki de ortaya çıkıyor: İran dış baskılara karşı direniyor, İslam dünyasının büyük bir kısmı da kendi içinde bölünmelerle mücadele ediyor. Mezhep tartışmaları, tarihsel kırılmalar ve ideolojik ayrışmalar, ortak bir duruş sergilemeyi zorlaştırıyor.

Oysa bugün İran’a karşı ABD ve Siyonist İsrail’in saldırıları, yaşanan gelişmeler, ayrışmanın değil dayanışmanın, birlik ve beraberliğin olmasının gerektiği bir zaman.

Ortadoğu’da fitne ateşi yakılmaya çalışılıyor. Ortadoğu’da yükselen gerilimleri, sadece bölgesel çatışmalar olarak okumayalım. Bu tablo, daha geniş bir güç mücadelesinin bir parçasıdır. Burada en büyük risk, iç ayrışmaların derinleşmesi ve dış müdahalelere açık hale gelinmesidir.

Mezhep tartışmaları hararetli bir şekilde körükleniyor. Artık Müslümanların bu oyuna gelmemesi gerekiyor. Zaman mezhep çatışmalarının zamanı değil, birlik ve beraberliğin zamanıdır. Mezhep eksenli tartışmaların alevlenmesi, sadece toplumsal dokuyu zedelemekle kalmaz, aynı zamanda ortak savunma refleksini de zayıflatır.