ŞEYTANIN TUZAĞI ÇIPLAKLIK

Abone Ol

“Ey Âdemoğulları! Şeytan, anne babanızı ayıp yerlerini birbirine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Şüphesiz biz, şeytanları inanmayanların yoldaşları yaptık.” (A‘raf, 27)

Allah (c.c.), Hz. Âdem’i yaratıp ona ruh üflediğinde meleklere ona secde etmelerini emretti. Ancak şeytan kibirlendi, itiraz ve bahanelerle secde etmeyi kabul etmedi. Bundan dolayı Allah (c.c.) onu huzurundan kovdu.

İnsanoğlunun kovulmasına sebep olarak gören şeytan ise Allah’tan, insanlara vesvese vermek ve onları doğru yoldan saptırmak için izin istedi. Ve ona belli bir mühlet verildi.

Allah (c.c.), Hz. Âdem ve Havva’yı cennete yerleştirdi ve onlara: “Sen ve eşin cennette oturun; orada istediğiniz yerden rahatça yiyip için, şu ağaca yaklaşmayın; yoksa zalimlerden olursunuz.” dedi.

İnsanı doğru yoldan saptırmak için mühlet alan şeytan, onlara ebedilik vaadiyle ayıp yerlerini kendilerine göstermek için ayaklarını kaydırdı ve kandırdı. Yasak meyveden yemelerini telkin etti. Hz. Âdem ve Hz. Havva, şeytanın telkinlerine aldanıp yasak meyveden yediler ve yedikleri gibi avret yerleri ortaya çıktı.

Allah (c.c.), katî emrine uymayıp şeytanın vesveselerine kandıkları için onları hatalarının bir sonucu olarak zor ve zahmet dolu dünyaya gönderdi.

İtaatsizliklerinin hemen ardından gelen çıplaklık hâli bir bilinçlendirme ve imtihan hâliydi. Onlar bu hâlden sonra utanmış, hemen örtünme içgüdüleriyle avret yerlerini örtmüşlerdir ve pişmanlıkla Allah (c.c.)’ye tövbe etmişlerdir. Bu, aslında onların bir bilincin ve sorumluluğun farkında olup örtünme refleksi göstermeleridir.

Zira örtünmek, insanın iradesinin sınandığı bir davranış şekli ve ahlaki bir zorunluluktur.

Çünkü Kur’an’a göre çıplaklık, ilk büyük aldatmanın sonucudur. Allah (c.c.), Kur’an-ı Kerim’de A‘raf Suresi’nin 27. ayetinde kullarına şöyle buyuruyor:

“Ey Âdemoğulları! Şeytan, anne babanızı ayıp yerlerini birbirine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Şüphesiz biz, şeytanları inanmayanların yoldaşları yaptık.”

Allah (c.c.) bu ayette, açılıp saçılmanın şeytanın ilk işi olduğunu beyan ediyor.

Günümüzde de şeytanın en büyük tuzaklarından biri hayâsızlıktır (çıplaklıktır). Zira hayâsızlık, imanı zayıflatan, yok eden ahlaki bir zaafdır. Peygamberimiz bir hadisinde: “Hayâ imandandır.” buyuruyor. Yani hayâ varsa iman vardır; hayâ yoksa iman zedelenmiş yahut zayıflamıştır.

Maalesef biz de hayâsızlığın zirvede olduğu bir çağda yaşıyoruz. İslam’a göre insan değerli ve saygın bir varlıktır. Çıplaklık ise saygın bir yerde olan insanın bir nesne konumuna düşmesine neden olur.

Bu ahir zamanda da çıplaklık, insanlar içinde özgürlük ve entelektüelliğin bir göstergesi olarak görüldü. Toplumun özü olan kadın, özellikle özgürlük sloganlarıyla çıplaklığa teşvik edilmiş; teşhircilikle topluma kendini kabul ettirme gayretine sokulmuştur.

Hâlbuki toplumun mayası kadındır; maya bozulursa toplum da bozulur. Özgürlüğü şeytanın tuzağında aramak, insanı sırat-ı müstakimden saptırmayı isteyen şeytanın peşinden gidip hayâsızlığa teslim etmek, Allah’ın emrine aykırı davranmaktır. Çünkü utanma duygusu imanın bir parçası olarak kabul edilir ve çıplaklık ile Allah’a karşı edep zedelenmiş olur. Zira İslam dini tesettürü emretmiştir; çünkü örtü özgürlüğün ve hayânın sembolüdür.

Kadın toplumun yarısıdır ve diğer yarısını da yetiştirendir. İnsanın çocukluğundaki ilk mürebbiyesidir. Toplumu yetiştiren kadın, hayâyı toplumun merkezine oturtacak kişidir. Zira bilinçli bir kadın bilir ki çıplaklık fıtrata aykırıdır ve toplumun düzenini bozan bir çürümedir. Bu bireysel tercih, zamanla toplumun bozulmasına ve çöküşüne sebebiyet verir.

Toplumda tesettür bilincinin oluşması neslin muhafazası için olmazsa olmazdır. Bireysel ve toplumsal olarak tesettür bilincinin arttığı bir toplum duası ile Allah'a emanet olun..