SESSİZ TEHLİKE: DÜNYANIN NÜFUS SORUNU (1)

Abone Ol

Dünya nüfusu hızlı bir dönüşümden geçiyor. İnsanlık tarihinde belki de ilk kez tüm dünya hep birlikte yaşlanıyor. Demografik dönüşüme neden olan bu sıra dışı durum, sosyal ve siyasi alana etki ettiği gibi ekonomik olarak da potansiyel etkileriyle birçok ülkenin gündemini meşgul ediyor.

Dünyada, “sanayi devrimi” sonrası hızla artan nüfus son dönemdeki gelişmelerin de etkisiyle eskisi kadar hızla yükselmiyor. Bu durum Birleşmiş Milletler'in hem verilerine hem de öngörülerine yansıyor. BM, günümüzde 8,2 milyar olan dünya nüfusunun 2080’li yıllarda 10 milyar seviyelerine ulaşıp ardından düşmesini öngörüyor.

Genellikle Batı Avrupa ve Uzak Doğu’nun meselesi olarak düşünülen yaşlanma olgusu artık son yıllarda dünyanın en önemli meselelerinden birine dönüştü. Peki, dünyada yaşanan nüfus sorununun altında hangi sebepler yatıyor?

Aslında bu gelişmenin iki temel nedeni var; altta ve üstte yaşlanma.

Altta yaşlanma, doğurganlığın hızla düşmesiyle birlikte alttan yeni nesillerin gelmemesi ve doğal olarak yaşlı nüfus oranın yükselmesi anlamına geliyor. Dünya nüfusunun üçte ikisinin, nüfusun yenilenme düzeyi olan 2,1’in altında olduğu ülkelerde yaşadığı görülüyor.

Uzun yıllar doğurganlığı yüksek seyreden Hindistan ve Bangladeş’in toplam doğurganlık hızı günümüzde 2,1 seviyelerine geriledi.

Uzun yıllardır doğurganlığı düşük seyreden İtalya’da toplam doğurganlık hızı 1,3 Japonya’da ise 1,2 seviyelerine indi.

ABD’de ise doğurganlık diğer ülkelere göre biraz daha yüksek seyretse de 1,6 ile yenilenme düzeyinin bir hayli altında...

Arap ülkelerinden ise son durum Suudi Arabistan’da 2,0, Katar’da 1,7 ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde ise sadece 1,4. Ancak en büyük düşüş 0,75 ile Güney Kore’de bulunuyor.

Türkiye de doğurganlığı en hızlı düşen ülkeler arasında yer alıyor.

1960’larda 6,5 seviyelerinde olan toplam doğurganlık hızı 2000’lerin başında yenilenme düzeyine yakın seyrederken 2014 yılında bir miktar artış ile 2,19’a çıksa da ardından her yıl düzenli olarak düşerek 2024 yılında 1,48’e kadar geriledi.

Değişik kıtalarda, çeşitli inançlara mensup, farklı ekonomik düzeylere sahip birçok ülkede hızla düşen doğurganlık ve bunun getirdiği riskler bu ülkelerde farklı yönleriyle tartışılıyor.

Yaşlanmanın ikinci nedeni ise üstte yaşlanma olarak tanımlanıyor.

1950’lerde dünya genelinde 50 yıla bile ulaşamayan doğuşta yaşam beklentisi günümüzde kadınlarda 76, erkeklerde 71 yıl olarak kayıtlara geçiyor. Türkiye’de de benzer bir şekilde hızla artan yaşam beklentisi kadınlar için 80, erkekler için 75 yıl ile dünya ortalamasının üzerinde bulunuyor.

Japonya, Güney Kore ve İsviçre gibi gelişmiş ülkelerde ise doğuşta yaşam beklentisi her iki cinsiyet için 85 yıl seviyelerinde görülüyor.

Peki, Doğum ve ölümü doğrudan etkileyen temel dinamikler neler? Bu sorunun cevabını ise bir sonraki yazımızda kaleme alacağız.