"SADECE İYİ HİSSET" DAYATMASI RUHUMUZU MU YORUYOR?

Abone Ol

"Gülümse, her şey düzelecek!", "Pozitif düşün, pozitif olsun!", "Senden daha kötü durumda olanları düşün ve şükret!"

Bu cümleler ilk bakışta motivasyon dolu ve iyi niyetli görünseler de psikoloji dünyasında sürekli bu halde kalıp hiçbir çaba sarf etmeyip yerinde kaldığımızda her zaman göründükleri kadar masum değiller. Son yıllarda sıkça duymaya başladığımız toksik pozitiflik, insanın yaşadığı doğal, insani ve bazen de zorlayıcı duyguları reddetme, geçersiz kılma ve bastırma halidir. Peki, iyi hissetme çabası ne zaman bir zehre dönüşür?

Bir danışanım seansından: "Hocam, artık 'iyi hissetmek' için bir şeyler yapmaktan yorgun düştüm. Telefonumu açıyorum; 'Güne enerjik başla', 'Negatif düşünceleri kov', 'düşünce gücüyle hayatını değiştir' diyen yüzlerce ses... Kendimi kötü hissetmeye hakkım yokmuş gibi bir baskı altındayım. Geçen akşam mutfakta durup dururken ağlamaya başladım ama ağlarken bile içimden bir ses bana kızıyordu: 'Şu an modunu düşürüyorsun, hemen toparlan ve olumluya odaklan!' dedi. Üzüntümün içinde bile rahatça oturamıyorum. Sanki ruhum bir maratonda ve ben sürekli onu 'hadi, daha mutlu ol, daha pozitif bak' diye kırbaçlıyorum. İyi hissetme dayatması, beni aslında hissettiğim her şeyden koparıyor. Ruhumun artık dinlenmeye, belki de sadece biraz 'kötü hissetmeye' ihtiyacı var."

Bu danışanla "duyguların misafirliği" üzerine çalışmıştık (gelen her duyguya, ne kadar karanlık olursa olsun yer açmak) omuzlarındaki o görünmez "iyi hissetme" yükünü hissetmek

Duyguların reddi: Yara bandı mı, enfeksiyon mu?

Acı çekmek, üzülmek, öfkelenmek veya korkmak "kötü" duygular değildir; bunlar sadece birer haberci duygudur. Bir kaybın ardından yas tutarken veya büyük bir hayal kırıklığı yaşarken birinin size gelip "boşver, pozitif kal" demesi, açık bir yarayı temizlemeden üzerine yara bandı yapıştırmak gibidir. Yara görünmez olur ama içerideki enfeksiyon büyümeye devam eder.

Toksik pozitiflik, gerçek duygularımızı yaşamamıza engel olarak bizi kendimize yabancılaştırır. Bastırılan her duygu, bir gün panik atak, kronik yorgunluk veya ani öfke patlamaları olarak kapımızı çalar.

Neden pozitif kalmaya zorlanıyoruz?

Modern toplum, "mutluluğu" bir başarı kriteri olarak pazarlıyor. Mutsuz görünmek, sanki bir başarısızlık ya da bir irade zayıflığıymış gibi algılanıyor. Sosyal medya platformları ise bu durumu körüklüyor; sadece "en parlak" anlarımızı paylaştığımız bu dijital dünyada, hayatın doğal parçası olan gri tonlara yer kalmıyor.

Gerçek iyileşme "kabul" ile başlar

Sağlıklı bir ruh hali, her zaman mutlu olmak değil, her duyguyu misafir edebilmektir. İşte toksik pozitiflikten kurtulup gerçek bir duygusal dayanıklılık kazanmanın yolları:

  1. Duygunuza İsim Verin ve Onaylayın: "Şu an çok kaygılıyım ve yaşadığım bu olay karşısında böyle hissetmem çok normal."
  2. "Hem... Hem de..." Diyebilmek: Hayat siyah ya da beyaz değildir. "Hem çok üzgünüm hem de bu durumun geçeceğini biliyorum" diyebilmek, duygusal olgunluğun işaretidir.
  3. Sahte Motivasyondan Uzaklaşın: Size kendinizi yetersiz hissettiren "her sabah 5'te kalkıp gülümseyerek güne başla" tarzı klişeler yerine, kendi ritminize ve gerçekliğinize saygı duyun

Sonuç olarak

İyileşmek için önce "iyi değilim" diyebilmek gerekir. İnsan olmanın tüm renklerini; hüznü, öfkeyi ve hayal kırıklığını kabul ettiğimizde, gerçek mutluluğun kapıları da aralanır. Unutmayın; yıldızlar sadece karanlıkta parlar. Karanlığınızı bastırmak yerine, ona bakma cesareti gösterdiğinizde asıl ışığınızı bulacaksınız.