ÖLDÜREN KATİL, ÖLDÜRÜLEN MAKTUL DEĞİL!

Abone Ol

Öldürür katil değil, öldürülür maktul değil, desem ve bir bilmeceymiş gibi sorsam ardından ipucu olarak da İbrahim desem İsmail desem; yazının konusunun Kurban Bayramı olduğu zaten anlaşılacak.

Evet ve madem Kurban Bayramı'nın arefesindeyiz ve bu yıl da Hacc yine hep olageldiği üzere Kurban Bayramı'na denk geldi konumuz neden bu olmasın?

İbrahim (as) İsmail'ini kurban etme teslimiyetini gösterip baba oğlun Kâbe'yi inşa ederek insanları Allah'ın Beytini tavaf etmeye çağırması İslam ümmetinin onure edilmesidir. Zira kurban, Kâbe'nin inşası ve Hacc şerefi İsmailoğullarına bahşedilmiştir. Hristiyanlar her ne kadar İshak'ın (as) kurbanlık olduğunu iddia etse de İbni Kayyım muhteşem delillerle bu tezi çürütür.

Kurban ve Hacc İslam ümmetinin şerefidir ki Hacca gidemeyenler bile kendi beldelerinde kurbanlıklarını sunarlar.

Aslında insanoğlu farkında olmasa dahi her an, her saniye kurban veriyor.

Zamanını, yeteneğini, parasını, zihnini, emeğini, duygularını, sevdiklerini… sürekli kurban verir bir haldedir insan. Allah'ın rızasını gözeten bir hal içinde olanlar bu saydıklarımızı ve daha fazlasını Allah'a kurban ediyor. Nefsinin, hevasının, batıl davaların peşindeyken ve ahiret yokmuş gibi yaşayanlar ise sahte tanrılara kurban vermiş oluyor.

İsmail'in (as) bıçak altından çıkarılıp yerine bir hayvan konulması vakası bir temsil değil teşmildir. Kurbanlığın ne olacağını insana ima eden ve bu imayı insan zekâsına ve bağlılığına havale eden ilahi emirdir.

Bu emrin şerhi ise şudur; İsmail'in ne ise onu kurban et..!

Paran sana İsmail olmuşsa paranı,

Zamanın sana İsmail olmuşsa zamanını,

Yeteneklerin sana İsmail olmuşsa yeteneklerini… kurban et.

İslam medeniyetindeki kurbanlık yitirim değil kazanımdır. Kurban ederken elden çıkmış gibi görünmesi sadece imtihanın sırlı başlangıcıdır. İsmailiniz ne ise onu kurban etmeniz aslında İsmailinizi elde tutmanız demektir.

Gerek pagan toplumlarda gerekse vahiy kökenli ama sonrasında sapıtmış toplumlarda kurbanın ana unsuru Tanrıları yatıştırmak, bereketi artırmak veya felaketlerin önüne geçmek olarak karşımıza çıkıyor. Ve eski toplumlarda Kanlı Kurban, Kansız Kurban gerçeğini görüyoruz. Kanlı Kurban geleneğinde hayvanların dışında insanların kurban edildiği hemen her millet tarihinde kayıt altına alınmıştır. Savaş esirlerinin, kölelerin veya gönüllülerin kurban edilmesi ile Tanrılar sakinleştirilmiş(!) oluyordu. Kansız Kurban örneğinde ise tapınaklardaki sunaklara tahıl, erzak, içki, para gibi materyallerin kurbanlık bırakıldığı söylenir.

Habil ve Kabil ile başlayan Kurban verme imtihanı İslam toplumlarında hep Allah'a bağlılık ve teslimiyet ile şekillenmişken pagan ve sapıtmış toplumlarda Tanrılarla pazarlık masası olmuştur.

İnsanlık başladığı andan itibaren İslam hep yanı başında oldu. İslamdan sapan toplumlar vahiyden koparken Oruç, Kurban, kutsal mekanları ziyaret (Hacc) gibi arınma yollarını çaldılar ve kendilerine göre yorumladılar. Çünkü vahiy ile telkin edilen bu ameliyelerdeki enerjiyi fark etmişlerdi. Bu gasp olayı ibadetleri ritüellere evriltti.

Kurban bir ibadettir, ritüel değil. Yalın bir niyet ile verildiğinde eti ve kanı değil niyeti ve bağlılığı Allah'a ulaşır. Ve madem her an bir şeylerimizi kurban veriyoruz bu neden Allah'a sunulmasın. Allah'a isyan edilmeksizin geçirilen zaman Allah'a kurban edilmiş hükmündedir. Dürüst ve helal ticaret Allah'a kurban edilmiş gibidir. Hz. Ali'nin ''Bugün bana bayram, yarın bana bayram. Allah'a isyan etmediğim her gün bana bayram'' sözündeki nükteyi alınca İslamca yaşamaya azmettiğimiz her olgunun Allah'a bir nevi kurban hükmü taşıdığını bilmeliyiz.

Bu vesileyle Kurban Bayramınız mübarek olsun.