ÖCALAN DÜN NAMAZA TİYATRO DİYORDU, BUGÜN MEDİNE VESİKASI OKUYOR

Abone Ol

İslam'ın Adını Kullanarak Geçmişinizi Silemezsiniz Xapo Öcalan...

Abdullah Öcalan'ın "Demokratik İslam" konferansına gönderdiği mesaj, siyasi tarihin en trajikomik manzaralarından biridir.

Düşünün, yıllarca İslam'a karşı ideolojik savaş yürütmüş bir zihniyet, bugün Medine Vesikası'nın gölgesine sığınarak Müslüman halka ahlak dersi vermeye kalkıyor.

İnsan sormadan edemiyor, bu bir fikrî dönüş müdür, yoksa geç kalmış bir günah çıkarma tiyatrosu mu?

Kitaplarında Allah inancını hurafe gören, namazı tiyatro diye aşağılayan, Kur'an kıssalarını mitoloji sayan, Hz. Peygamber'e ve İslam'ın mukaddes değerlerine dil uzatan anlayış mı gerçektir?

Yoksa bugün şûradan, ahlaktan, Medine Vesikası'ndan ve İslam'ın özgürlük ruhundan bahseden anlayış mı?

İkisi birden doğru olamaz.

Çünkü hakikatle riyakârlık aynı sofraya oturmaz.

Camilerde Kürt Müslümanları hedef alan, imamları, medrese talebelerini, kanaat önderlerini ve dindar sivilleri susturmaya çalışan bir zihniyetin bugün İslam adına konuşması, olsa olsa tarihin kara mizahıdır.

Dün sakallı diye insanları hedef göstereceksin, bugün sakalın sahibinin dininden bahsedeceksin.

Dün camiye giden Kürt'ü "gerici" diye yaftalayacaksın, bugün Medine Vesikası'nı diline dolayacaksın.

Dün Kur'an kurslarını tehdit edeceksin, bugün şûra ve ahlak nutku atacaksın.

Buna siyaset denmez; buna hafızasıyla alay edilen bir millete sahne kurulması denir.

Kürt halkı Müslümandır.

Bu halkın secdesi vardır.

Bu halkın ezanı vardır.

Bu halkın medresesi, mollası, imamı, hafızı, şehidi ve duası vardır.

Hiç kimse bu halkın inancını dün küçümseyip bugün siyasi ihtiyaç duyunca istismar edemez.

Medine Vesikası, İslam'a savaş açan ideolojilerin elinde kullanılacak bir propaganda broşürü değildir. O vesika Allah'a, Resûlü'ne, müminlerin kardeşliğine, adalete ve sorumluluğa dayanan ciddi bir ahlaki sözleşmedir.

Onu anlamak için önce İslam'a hürmet gerekir.

Onu konuşmak için önce iman sahiplerinin acısını tanımak gerekir.

Onu referans göstermek için önce camilerde, köylerde, sokaklarda hedef alınan dindar Kürtlerin hatırası önünde susmayı bilmek gerekir.

Bugün sorulması gereken soru açıktır:

Hangi Öcalan gerçektir?

Kitaplarında dine savaş açan Öcalan mı?

Konferans mesajında Medine Vesikası okuyan Öcalan mı?

Namazı küçümseyen Öcalan mı?

Şûra dersi veren Öcalan mı?

İslam'ın namus, iffet ve aile anlayışına cephe alan Öcalan mı?

Kadın özgürlüğü adına nutuk atarken dağa götürülen kız çocuklarının acı hikâyelerini görmezden gelen Öcalan mı?

Bu çelişki artık fikir ayrılığı değil, açık bir ideolojik iflastır.

Kadın özgürlüğünden bahsedenlerin, Kandil'den kaçan kadınların anlattıkları karşısında yüzü kızarmalıdır. Özgürlük diye yola çıkıp gençleri dağlarda ölüme sürenlerin, insanlık adına söyleyecek sözü kalmamıştır.

İslam, sıkışınca sığınılacak bir gölge değildir.

İslam, siyasi meşruiyet arayanların yamayacağı bir elbise değildir.

İslam, dün hakaret edilen, bugün alkış toplamak için kullanılan bir kürsü malzemesi değildir.

İslam, Allah'ın dinidir.

O dine söz söyleyecek olan, önce haddini bilecek; sonra geçmişinin hesabını verecektir.

Bu milletin hafızası zannedildiği kadar zayıf değildir.

Kürt halkı kimin camiye kurşun sıktığını da bilir, kimin Kur'an'a hürmet ettiğini de.

Kimin evladını dağa götürdüğünü de bilir, kimin evladına secdeyi öğrettiğini de.

Kimin Medine Vesikası'nı gerçekten anladığını da bilir, kimin onu siyasi bir maske gibi yüzüne taktığını da.

Bu yüzden kimse Medine Vesikası'nın gölgesine saklanmasın.

Lakin, o gölge, riyakârları örtmez. Bilakis hakikatin ışığında daha görünür hâle getirir.