Bismillah…
Ramazan ayı, İslâm ümmeti için bir diriliş, arınma ve kulluk mevsimidir. Bu ayın en güzel şekilde nasıl yaşanacağını ise bizlere bizzat Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) öğretmiştir. O’nun hayatına bakıldığında Ramazan; sadece aç kalınan bir zaman dilimi değil, Kur’ân’la dirilişin, cihadın, infakın ve ihlâsın zirveye çıktığı bir kulluk iklimidir.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Medine döneminde toplam dokuz Ramazan yaşamıştır. Oruç, hicretin 2. yılında farz kılınmış; Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) vefat edinceye kadar her yıl bu mübarek ayı en kâmil şekilde ihyâ etmiştir.
Onun orucu, sabır, takvâ ve nefis terbiyesinin canlı bir tezahürüydü.
Ramazan, Kur’ân ayıdır. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) her Ramazan ayında Cebrâil (a.s.) ile karşılıklı Kur’ân okurdu. Buna “mukabele” denir. Vefatından önceki son Ramazan’da ise Kur’ân’ı iki defa mukabele etmiştir.
Bu durum, Ramazan’ın Kur’ân’la ihyâ edilmesi gerektiğinin en güçlü delilidir. O, bu ayda Kur’ân tilavetini artırır, gece ibadetlerini çoğaltırdı.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) zaten insanların en cömertiydi. Ancak Ramazan ayında cömertliği daha da artardı. Sahâbe, onun Ramazan’daki infakını “rahmet yüklü rüzgârdan daha hızlı” şeklinde tasvir etmiştir.
Bu, Ramazan’ın sadece bireysel ibadet değil, toplumsal dayanışma ayı olduğunu göstermektedir.
Ramazan ayı, Nebevî rehberlikte sadece ibadetlerin arttığı bir zaman dilimi değil; iradenin güçlendiği, sabrın kuşanıldığı ve mü’min şahsiyetin inşa edildiği bir cihad ayıdır. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) döneminde Ramazan, rahatlama ve gevşeme ayı olarak değil; sorumluluk bilincinin daha da arttığı bir kulluk mevsimi olarak yaşanmıştır.
Oruçla nefis dizginlenmiş, sabırla irade güçlenmiş, ibadetle kalpler Allah’a daha sıkı bağlanmıştır. Bu yönüyle Ramazan, mü’minin kendi iç dünyasında verdiği nefse karşı cihadın en yoğun yaşandığı aydır. Aynı zamanda Asr-ı Saâdet’te Ramazan, hak ile bâtılın ayrıştığı, imanla adım atılan büyük imtihanlara da sahne olmuştur.
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Ramazan’ın son on gününde itikâfa girerdi. Bu günlerde dünya meşguliyetlerinden uzaklaşır, ibadete yoğunlaşırdı. Kadir Gecesi’ni aramak için özellikle bu günlere ehemmiyet verirdi.
Son Ramazan’ında ise itikâf süresini yirmi güne çıkardığı rivayet edilmiştir. Bu da onun ibadete verdiği önemin açık bir göstergesidir.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Ramazan’ı ailesiyle birlikte yaşar; onları ibadete teşvik ederdi. Son on günde geceleri ihyâ eder, ailesini de uyandırırdı. Böylece Ramazan, sadece bireysel değil; ailevi bir bilinç haline gelirdi.
Allah Resûlü'nün (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatında Ramazan:
• Kur’ân’la diriliş,
• Gece ibadeti,
• Cömertlik,
• Sabır ve takvâ,
• Mücadele ve azim,
• İtikâf ve tefekkür ayıdır.
Bugün Ramazan’ı ihyâ etmek isteyen her mü’min için en sahih model, Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Ramazanıdır. O’nun yaşadığı gibi yaşamak; Ramazan’ı sadece takvimde değil, kalpte ve hayatta da diriltmektir.